Maleyza ve Singapur Meraklılarına

Bunca birlikte geçen zamanın ardından Malezya ve Singapur’ a dair bir gezi yazısı yazmadığımı farkettim. Yazıktır.

Kuala Lumpur (2 gün)

Küçük Asya. Çin, Hint, Malay kültürleri bir arada. Bir de dünyanın en güzel binalarında biri: Petronas Twin Towers. Gecesi özellikle. Binanın tepesine çıkış yok. Misafirlere açık kısmı iki kuleyi bağlayan köprü. Sabah 8 de 1000 kişilik kontenjan açılıyor, kısa süre sonra bitiyor. Görüş açısı iyi değil. Şehri görmek istersen KL Tower’ a çıkacaksın. Manzara dışında paraşütle atlama sertifikan varsa denemelisinJ Veya hemen dibindeki Bukit Nanas Forest Reserve yeşile biraz doymana yardımcı olur.

Şehre girer girmez Çin, Hint ve Malay kültürünü yan yana görmen mümkün. Her birinin alış verişle öne çıkan, sokak aralarına göre eli ayağı daha düzgün, yerleri var: Petaling Street (Chinatown), Brickfields (Little India), Jalan Tuanku Abdul Rahman (Malay). Batı usulü lüks alışveriş için Petronas Twin Towers ın altındaki merkez ve Pavilon en bilineni. Bukit Bintang mevkii bu konuda meşhur. Pavilon dahil 10 a yakın, birçoğu bir gün alacak alış veriş merkezleri var. Genelde Çinlilerin takıldığı  Times Square: 10 kat, 700 mağaza mesala. Bir de bir yerde bi Türk dondurmacısı abi vardı. Yerini tarif etmek zor. Denk gelirsen artık.

Meşhur masaj da Bukit Bintang mevkinde. Birçok yerde vardır ama ardı sıra sıralandıkları yer burası. Web’ den şöyle bir ifadeye rastladım: “Size tavsiyemiz bölge ülkeler arasında en iyi masajı yaptırdığımız “Old Asia” olacak. Jalan Bukit Bintang üzerinde 14 numara. Özellikle “shuiatsu” masajı isteyiniz. (http://www.gezilerimiz.com/anasayfa/Kuala_Lumpur.html )”

Masjid Jamek ve Sultan Abdul Samad building önde gelen Malay kültürel yapıları. Yerleşim olarak birbirlerine yakınlar, Merdeka Square etrafında. Chinatown da Merdeka Square’ e çok yakın. Budist tapınağı Guan Di Temple burda. Daha büyüğü Thean Hou, Brickfields (Little India) yakınlarında, bu noktadan 2 km. En kolay bulacağın Po Ling Temple, Petronas Twin Towers ın 200 metre civarında. Şehirdeki bildiğim tek Hint tapınağı Sri Mahamariamman da, Brickfields da. Yardım olmadan bulması biraz zor. Çinli Çinli’ ye tapınak tapınağa benzer dersen yukarıda saydıklarımın kolay bulunurları Sinapur’ da. Orda olmayan, kaçmaması gereken Hindu mekanı için şehrin 10 km. dışına, Batu Caves’ e gideceksin. Yoldan gözün korkmasın. Değecek. Vardığında uzun bir heykel ve merdiven yolculuğu var. Çıkarken maymunlar eşyalarını çalabilir. Hayvan işteJ Çıktıktan sonra geniş bir mağara. Mağaranın sonunda tanrılarını yıkayan insanlar ve içerde ötüşen horozlar var. Horozlar kutsal değil. Ama adamlar çok ilginç. Buraların din kültürü, dünyanın bizim taraflarımızda göremeyeceğin cinsinden, ve sadece bu bölgelerde bu kadar bir arada. Uzun yazmamın sebebi bu.

Hayvanlar dünyasına dair civarda kuş parkı var. Geniş zaman işi. Kuşları çok seversen eğlenceli olabilir. Aynı yerde yine geniş zaman işin, orkide parkı falan. İkiz kulelerin yanında akvaryum. O da büyük ve zengin. Zaten hayvan her yerde aynı hayvan diyorsan zaman kaybetmeden devam.

Yüzyıllar boyunca sömürülmeden dolayı, Malezyalıların kendilerine ait derin kültürleri yok. O nedenle iyi yemekleri de yok. Geriye Hint ve Çin mutfağı kalıyor. Hintliler mutfakta bize yakın, Çinliler ayrı alem zaten. Ben gelende geçiştirmelikle idare ederdim. Bir kaçış olarak dünyanın diğer mutfaklarından yiyebilirsin.

Kültür çok fazla olmayınca malum müze olsa da içi pek dolu olmuyor. Gönül rahatlığıyla hiç birine girmeyebilirsin. Çinlilerin ve Hintlilerin derin kültürleri var ama tahmin et bakalım neleri yok; müzeleri. Ev sahibi Malaylar istemez çünkü.

Halk arasında KL olarak bilinen Kuala Lumpur bu. Geri kalanı komiklik, şakalar, sokak arasında kaybolmalar, insanlarını izlemeler, karşıdan karşıya geçmeler falan. Şehir çok büyük değil. İçinde kaybolmaya değer. Mekanların hemen hepsi 2 saatlik dairesel bir yolun etrafında. Bu noktaları listeleyen bildiğim en iyi iki site:

http://www.malaysia-traveller.com/caving-in-malaysia.html

http://www.backpackingmalaysia.com/things-to-do/po-ling-temple/kuala-lumpur

Ulaşım için raylı sistem iş görür. Nokta atışı için taksiler faydalı olur, ucuzlar zaten.

Deniz, Plaj, Kum, Güneş (2-3 gün)

Gideceğin yerde değişik adalar var. En iyileri dört yerde toplanmış.

  1. Phuket, Krabi, Tayland

Malezya’ ya göre denizi daha iyidir, daha meşhurdur. Malezya’ da da çok iyi hatta daha iyi yerler de var. Aratmazlar birbirlerini. Her iki ülke deniz olarak yeter, artar. Tayland’ dı bu konuda Tayland yapan 10’ a yakın adadır, fazlası değil. Phi Phi Island Maya Beach, Phi Phi Don, Hong Island, Poda Island, Similan Islands, Tub Island en iyileri. Bölgenin sezonu Ekim-Nisan ve ülkede ayaklanma olmadığı zaman. Şuan her iki durum için de ters. Sezon dışında gidince tat vermeyecek kadar hava yağışlı ve deniz keyifsiz olur. Malezya’ da durum farklı. Orda da sezon Mayıs – Ağustostur. Tam zamanı yani.

  1. Perhentian Islands ve Redang Island, Malezya

Plajları ve denizi güzel. Kuala Lumpur’ dan 8, Singapur’ dan 9 saatte varılıyor. Yol fazla geldiyse Tioman daha iyi bir alternatif. Bu adalarda ada havası pek yoktur. Daha ziyade deniz ve kumsal öne çıkar. Tioman’ da gizli koylar, ormanda yürüyüşü, daha gelişmiş konaklama ve daha fazla imkanlar var. Civarlarını da katarsan deniz ve kumsal olarak aşağı kalır yanı da yoktur. Tek zorluğu bu güzelliklerin 10 km uzunluğundaki adaya ve civar iki adaya dağılmış olması. Bu zorluğu zamanın varsa keyfe dönüştürmek mümkün. Feribotlarla veya yürüyerek bir yandan diğerine keşfe çıkabilirsin.

  1. Tioman, Johor, Malezya

Kıyas olsun diye üste biraz yazdım. Ada havası olması çok güzel. Ufak bir adaya gittiğinde bir kumsala çakılı kalıyorsun, 2 saat sonra gözün başka yerler arıyor. Burada bir hafta kalsan sıkılmazsın. Çünkü büyük, 10 km uzunluğunda. O nedenle gitmeden önce konaklayacağın yeri seçmelisin. http://www.tioman.org/beach.htm: burda lokasyonların listesi var. Oteller için de aynı site yardımcı olur. Nerde kalırsan kal adanın kuzey ucunun 5 km uzağında Coral Island var. Kesinlikle uğra. Beğenmezsen gel, yüzüme beğenmedim deJ Dediğim bu Coral Island ve Rawa Island kumsal açısından Perhentian ve Redang ı aratmaz. Rawa, Tioman ile ana kara arasında, yol üstünde. Buraya özel tur yapan tekneler sanırım vardır.

Tioman’ a feribotlar sabah 8 de kalkıyor. Singapur’ dan nerde ve kakça kalktığını bilmiyorum. Denizden direkt yol yoksa, Johor Bahru’ ya geçiyorsun, Mersing’ e karadan 2 saatte geçiyorsun.

  1. Sabah, Malezya

Malezya’ nın en iyi denizi bu tarafta. Tayland’ la yarışır, bazen geçer. Singapur’ dan yaklaşık 2 bin km., Kuala Lumpur’ dan daha uzak. Malezya iç hatlar ile gayet komik rakama uçabilirsin. En iyi adaları, Kapalai, Mabul, Mantanani, Bohey Dulang, Sipadan. Bunlar birbirine yakın, Semporna köyü açıklarında. En iyisi Kapalai dir. Maldivler konsepti. Ulaşım için Tawau’ ya Kuala Lumpur dan uçup, 1.5 saatlik yolculukla Semporna köyüne gelmen, oradan 30 dk. tekne ile adaya geçmen gerek. Rezervasyon gerekebilir. Bu civardaki adaların sezonu da Nisan – Eylül.

Singapur (1 gün)

Singapur haklı arasında lezzetli çipetpet olarak bilinen Skypark Pool dünyada tek örneği. Akma kokma yapmaz. Eşi benzeri bulunmaz duygularla benim için de yüz.

Aynısının tıpkısı, havuzsuz, susuz olanı, Fly Singapore, dönme dolabı. Hint, Çin, Malay Mahalleri duyarsın, Kuala Lumpur da gördüğünden fazlası değil. Orchid Road, Bağdat caddesinin emmioğlu. Elektronik dersen Sim Lim Square e gidilir. Bir çok insanın olmayı hayal ettiği yer. Çeşit ve ucuzluk.

Yüksek binaların öbeklendiği yer, kutsal sayılan aslan hayvanın heykeli, Skypark Pool, Singapore Garden, Sim Lim Square, Fly Singapore, Çin min mahalleleri hepsi bizim Kurfalı mahallesinden büyük alanda değil.  Orchid Road hafif dışarıda, bir de çok duyacağın Santoza adası baya dışarıda. Yarım günü alır. Zaman kısıdın varsa değmez bence. Ama illa gideceğim dersen teleferik ile çıkılması tat katar.

Budur efendim. Bol keyif ve eğlence diliyorum.

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Erkekler İçin Hanım Seçme Kriterleri

Gönül ister ki Shakira helal süt emmiş, beş vakit namazında, hanım hanım bir kız olsaydı da bu işler de bu kadar zor olmasaydı. Ama öyle her güzel özellik bir araya gelmiyor. Gelse adı dünya olmuyor. Hal böyle olunca, tüm bu nimetler arasında olmazsa olmazdan, olsa iyi olur, olmasa da olura doğru bir önem sıralaması yapmak vacip oluyor.

Evlilikte iki kötü insanın anlaşması mümkündür ( Amerika ve Rusya arasındaki soğuk savaş geceleri gibi) ama mutlu olmaları imkânsızdır. Birinin iyi olması da, durumu kurtarmaya yetmez. Kötülük iyiliği yıkar, ayakta kötü kalır. Doğru bir evlilik için olmazsa olmaz iki adet iyi kalptir. “İnsanda bir organ vardır. Eğer o sağlıklı ise bütün vücut sağlıklı olur; eğer o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin! O, kalptir.” de geçen kalp de bu kalptir. Yan masadaki oğlanı kesmek, yalan söylemek, ağlamak, her gün ağlamak, artık her gün ağlamamak, aldatmak kalbin civarındaki olaylardır.

Şeklen kalbe benzeyen bir de huy, mizaç vardır. Fakat kaynağı farklıdır. Huy helal olanlar arasındaki renk farkıdır. Doğduğun gün, yükselenin, yediğin, genetiğin, ben böylesini seviyorum ne yani dediğin türden şeylerdir. Kimi neşeli, kimi her daim ciddi, kimi karamsar, kimi gamsız olur, kimi elmayı sever kimi sevmez ayvayı yer.

Kimse iyi ve ölü bir insanı da sevmek istemez. Ruh ister. Kalkmak, dokunmak, koklamak, aya bakmak, koşmak, duymak, coşmak, bir sanata sahip olmak, rüzgâr ister. Aşk denen elektrik de bu rüzgârla üretilir zaten. Bu arada sevişme ruhun işidir. Beden sadece aracılık eder.

Beden demişken bir de güzellik vardır. Tanım olarak, bedenin görünen taraftaki organlarının güzel olmasıdır. Diğer bir deyişle çamurun güzel bir şekle bürünmüş halidir. Nimetler arasında en beleş olanlarındandır. Allah bazılarını, bazılarından daha güzel yaratmayı murad eder, insan da üzerine biraz ruj sürer. Başı sonu dünyadadır. Çünkü hammadde toprak, dünyalıktır. O nedenle, güzelliğin bambaşka alemlerden gelen ruha bir tesiri yoktur. Yine kendinden olan göze hoş gelir o kadar. Ömrü kısadır. 20 yaşında evlenen bir bayan için 15 yıllık bir dönemdir. Evlilik öncesi kullanılması zaten en hafif ifadeyle ayıptır. Tek başına bir işe yaramaz, bir süre sonra alışılır, normalleşir. Halk tabiriyle “push” değil “pull” edilir bir şeydir. Akıl, zeka gibi kendini insanın gözüne sokmaz, sen fark edip göreceksen oradadır. Her zaman da sil baştan bu işi eşinle yapmayacağın için bir süre sonra normalleşir. Faydası da vardır elbet. Başka bir şeyin yanında güzel gider mesela, zeka. Ve illa, inatla, dikkate alınacaksa, bir ışın |——- >  olarak değil geometrideki bir doğru parçası |——-| gibi algılanmalıdır. Güzel, daha güzel, en güzel, daha güzel arayışının sonu yoktur, derdi çoktur. Doğru olan aynada kendi tipine bakıp, çok abartmadan, bir skala oluşturup bu skalanın, Allah vere, iyi tarafından nasiplenmektir. Olur ki çok hoş biri çok güzel olmayabilir ama makul çerçeve içindedir, kabul edilir. Bu meselenin bu kadar, gereğinden fazla, uzatılmasının tek nedeni de erkek ve bayanların bu meseleyi gereğinden bu kadar fazla uzatmasıdır, başka yerde bulamadıklarını şekilde aramalarıdır, o kadar.

Beynin üç fonksiyonu olarak bilinen akıl, zekâ ve bilgi üçlemesinde, bilgi tek başına, en az Google kadar sıkıcıdır. “Bilgi güçtür”. Güç de kadına değil erkeğe yakışır. Akıllı kadınla hayat kolaydır. Ama bu üçünden kadına en çok yakışan, zekâdır. Allah’ tan gelir. Daha üretken, olmayanı olduran, görünmeyeni gören, sezilmeyeni sezen kişiler olurlar. Elindeki fonksiyonun ne üreteceği bilinmediği için onlarla yasamak eğlencelidir ama zordur. Doymaz, beğenmez, en iyi ihtimalle az ukala olurlar ve  sadece kendi gibi zekice olanı severler.

Peki “aşk evliliği mi, akıl mı?” İkisi birden olmazmış gibi. Aklınla bakacaksın; 1 günü 60 yılla çarpacaksın. Bulduğun sonuç seni hayırlı bir yere götürüyorsa amenna. Tabi her gün evde havuz problemi çözecek de değiliz. Aşk, heyecan, duygu lazım… Bir de bu kadar uzun lafın kısası:

Kalp > Ruh > Zeka > Akıl > Huy, Karakter, Mizaç > Güzellik > Geri Kalan Teferruatlar

İlk üç bir araya geldiğinde görülür ki, hanımın da zeki, çevik ve ahlaklı olanı makbuldür.

Kaynakça

  • Beyin Bedava
  • Kadın Dediğin
  • Yılmaz Erdoğan şiirlerinden biri
  • Riyazüs Salihin
  • Mehmet Fatih Çıtlak’ ın Cumartesi 14:00’ da Pendik Yunus Emre’ de verdiği çok kıymetli sohbetler
  • Gönül isterdi ki büyüklerimizin, İslam düşünürlerimizin bu gençliği de düşünüp yol gösterecek kitapları olsa, bu kadar önemli bir iş bize kadar düşmese
Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

BİR KAÇ İYİ FİLM

Ncmozkan's Blog

  1. Can Dostum/Good Will Hunting: Matematik aşkı için izlenir
  2. Into the Wild: Özgür ruhu depreştiğinde, başını alıp gidesi gelenlere, burada gidilmişi var
  3. Akil Defteri/Momento: Zaman parametresi ile ustaca oynar, tatlı bir tarzda kafa karıştırır
  4. Gang Of New York: 1900’lerin başında Amerika, aklımda kalan beyaz üzerine kan.
  5. V For Vennatta: Ülkende bir şeyler ters gidiyor, biliyorsun, ama ne yapmalı, bu filmi izle mesela, pişman kalırsan hayatından 2 saat geri iade garantili.
  6. The Final Cut: Hayatin akıldaki resmi, insan hayatına tersten bakan sahnesi hala     aklımda, filmin içindeki felsefe içime yer etti, yazan ve yönetenin (bir Müslüman) fikrine, tarzına aşık oldum
  7. Devrim Arabaları: Gerçek, en az yaşadıklarımız kadar
  8. Büyük Adam Küçük Aşk: Yasaklı bir film. Beyninizde kalır izledikten sonra, bırakmaz sizi, yalan yok gözlerimi yaşartan tek Türk filmi. Tamam tamam biraz da ağladım. Kurt-Türk meselesi mi. Bence sorun büyük adam olmuş ama aşkı küçük devlet. İzlediğim en iyi Türk filmi budur.
  9. Ask…

View original post 1.320 kelime daha

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Hatalıysam Arayın

Bu yazı, namazın ortasında, toplantı yarısında, Pazar sabahında beni arama cesareti gösteren, numaramı para karşılığı satan, buna yasal önlem almayan, babası belli olmayan tüm yabancı numaralara gelsin.

Alo. Necmettin Özkan ile mi görüşüyorum? Necmettin Bey çok kısa vaktinizi alacağım. D-smart belgesel, spor, gece kuşağı üçü bir arada paketinde inanılmaz bir indirim var. İster misiniz?

İstemem mi kızım? Ama bi şartla. Elemtereden aşağısını bana ezbere okuyacaksın.

Efendim.

Efendini yesinler. Tam namaz arasında arayınca insanın aklına başka bir şey mi geliyor.

Alo. Necmettin Özkan’ la mı görüşüyorum?

Hayır efendim. Ben Kemalettin Tanca. Arkadaşıyım. Şuan elleri unlu. Bir  notunuz varsa ileteyim. Yok mu? Yok da ne diye eli unlu adamı rahatsız ediyorsun terbiyesiz.

Merhaba. Baklava dilim spor merkezinden arıyorum. Beş dakikanızı alabilir miyim?

Yavrum sen Bayburtlu musun?

Hayır efendim. Doğuma büyüme Bursalıyım.

Vahhh yavrum. Geçenlerde yine sizden biri aradı. Terbiyesiz suratıma kapattı sonra. Ama o Bursalı değildi. Memleketin her yerini gezdim, böyle terbiyesizlik görmedim. Bursa’ yı da gezdim. Bursa çok güzeldir. Çınara çıktım geçen yengenle ayıp olmasın. Yav Allah ne güzel yaratmış. Allah ezan mı okunuyor. Çıktık çınara. Dinliyorsun de mi? Ses versene evladım. Ana bu da terbiyesiz çıktı gördün mü.

Merhaba Necmettin Bey. Bebeğinize özel, pişik yapmayan, teknolojinin son ürünü…

Hay Allah senden razı olsun. Tam da biri arasa muhabbet etsek diyordum. Vay teknoloji filan.. Siz de az değilsiniz. Yesinler hareketleri. Pişik demişken..

Beyefendi iyi misiniz?

Özelden aradın. Özel özel muhabbet ediyoruz işte. Yoğun bir gün sonrası akşam. Şöyle eve gidip leğene sıcak su… Ama Boğazda bir trafik var görmelisin. Dur kalk, dur kalk. Kalk durmayı unut. Allah kurusun. Aldım önüme bir Tofaş gidiyorum. Eee hep benden mi? Biraz da sen konuş. Bu arada numaramı nerden aldın. Söylesene.

Eee şey.. Bir arkadaşınız tavsiye etmiş olamaz mı.

Arkadaş mı? Hayrettin mi? Türkcell mi yoksa? O beni tavsiye etmeyi sever. Tuncay mı? Pişik yapmayan çocuk bezine ilgim olacağını başka kim söyleyebilir ki. Zan altında bırakma adamı. Söyle hadi. Artık özel arkadaş sayılırız. Dağda, yolda, yatakta, namazda, sabahta, toplantıda, tavafta, ağlamada, dalmışlıkta her anımda benimlesin. Bir kelimeyi çok görme. Mehmet de. Ahmet de. Bir şey de. Geçen kazak aldığın yer, sağlık ocağı, hastane yatağı, güvendiğin çocuk oyuncağı, para sayma makinesi. Özelime bu kadar pervasızca girme cesareti… Bir şey de hadi.

Alo Necmettin Bey mi?

Ne aradınız kızım be bugün.

Kapatım mi? Kapatim o zaman ben. Olmadı demi.

Yani.

Edit: Sevgili yabancı numaralar. Sonradan anlaşılmıştır ki sorun sizden değil, yaşadığımız çetin coğrafyanın insanımız üzerindeki etkisinden kaynaklanmaktadır. Yukarıdaki yazıyı dikkate almayınız. Aşağıdakini alınız.

Image

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Günler

Önce diyorlar ki bak bu kış, bu yaz bu bahar. Haftada da 7 gün var. Bir süre öyle de olur. Sonra haftadaki gün sayısı birden 3′ e düşer. Hafta içi, Cumartesi, Pazar.  Sonra günler yeniden belirir. Pazartesi  bilindik bir sesle başlar mesela. Pazartesi, hafta içi,  Cumartesi, Pazar. Bir de Cuma vardır. Benim en çok sevdiğim. Hem dinimin günü hem de benim. Hızını almışlığın günü. Isınmışken her şeyi bir çırpıda yapacak kıvama gelmişsindir. Fikirler uçuşur kafanda. Tek sorun kısa zamanda. Yetmez. Evet kısa zaman. Cuma ertesine en yakın yerinde. Mutlu eder insanı. Bir de ısınmışken.

Pazartesi, hafta içi, Cuma, Cumartesi, Pazar. Pazartesileri de severim. Onun da tadı başka bende. Düz bir ovada, bir dağ gibi. Cuma ineceksen bayır aşağı bir türlü çıkmak da gerek diğer yanı. Hem bir de düz ova. Lakin insan sever inişi , çıkışı, geceyi, gündüzü, dalgalanmayı, dalgayı, denizi, ama dalgadan dolayı denizi. Sevmez aslında denizdeki düzlüğü. Bir Pazartesi arar hep gözü.

Pazartesi, hafta içi, Cuma, Cumartesi, Pazar… Kaldı 3. Onlar için de ufak oyunlar buluyorum kendimce. Böyle oyunlar işte. Haftadaki gün sayısı 1 olana dek. Gün, zaman, mekan hepsi 1′ de 1 olana dek.

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

194. Bölüme Gelmek

Dinde 3 haneli sayıları pek duymam. 3, 5, 6, 7, 40, 32, 42… en fazlası 99. Onu da Allah kulları yorulmasın diye 3 çeşide indirmiş. Zorlanmadan her namaz sonrası okunabiliyor mesala.

Her sonraki bir öncekinden zor oyunlar gibi değil. 3 haneli bölümlere gelmek için otobüste, işte, çay muhabbetinde zaman ayırmana gerek yok. Zaman harcamak değil bir kere. Her bir bölümü özetiyle birlikte saatlerce süren, kavuşmaların her sonraki bölümlere kaldığı dizilere dizmez seni. Hayırda yarışırsın, puanda yarışmak yerine. Arkadaşının suratına bakmaya, eşine, bebeğine, geri dönmeyecek zamana daha çok kalır. Sonu yoktur bu aşkın. Sonu, son bölümü, sezon finali..

Oyun içinde başka oyuna ne hacet. Hayat oyunu yetmedi mi? Çok mu basit bölümleri. Sıkıcı mı yoksa? Paralı mı? 3 rengi bir araya getirmek daha mı heyecanlı?

Image

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Sevip de Kavuşamayanlar İçin Cv Hazırlama Notları

Paralı da yapmış olsanız askerlik durumunuzu yazınız. O kadar bilgi arasında, gerekli böyle bir bilginin atlanması sizin gibi bir dâhiye yakışmayacaktır.

Cinsiyetinizi, özellikle fotoğraf koymadıysanız, yazınız. Memlekette Dursun diye çağrılan yüzlerce bayan olduğunu bilseniz eminim siz de öyle yapardınız.

Kız istemekle, iş istemek farklı şeylerdir. Birinde karizmatik fotoğraf iş yapar, diğerinde resmi olan. Ama her iki durumda da arkanızda annenizin dantel işlemeleri görünmesin. Maazallah nazar falan değer.

Bırakın İngilizcenizin ne kadar iyi olduğuna TOEFL karar versin.

Dosya adına versiyon atmayınız. O sizin dünyanız. Cv’nizle oynayın, beraber yatın ama bunu 24 kere yaptığınızı kimse ile paylaşmayın.

İleriye dönük iyi temenni (imkân verilirse dünya barışını çok pis sağlarım)yerine geri dönük tecrübenizi konuşturun .

Basılan kitap sayısından çok, bakılmayan cv var. Cv’ nize bakıldığında okunması için ona şans tanıyın. Kalın ve sıkıcı kitaplar gibi olmasın.

 

Cv’ ler yıllarca, erinmeden, soğukta, karda, hastalıkta kazandığınız tecrübelerin birkaç sayfalık halleridir. İş hayatınızı temsil eder. Hayata gösterdiğiniz özeni, özveriyi, temizliği, zamanı onlara da gösterin, yazıktır.

cv havuzu

General içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Ey Aşktan E-Aşka

female-vs-male-facebook-640x382

Sıra dışı aşk hikâyelerinde bu haftaki konuğumuz Nalan Hanım. Merhaba Nalan Hanım, hoş geldiniz.  Öncelikle bize kendinizi tanıtır mısınız?

Merhaba. 28 yaşındayım. Arkadaşlarım arasında ve webde daha çok Xeros olarak bilinirim. Yunan mitolojisinde tavşanları besleyen tanrıçanın ismidir. Tavşanları çok severim. Bir de yazımındaki X harfinin bacağını açıp, rahat ve kendinden emin duruşunu…

Aşk hikayenizi anlatır mısınız? Eşinizi nasıl tanıdınız? Onu diğerlerinden farklı kılan neydi?

Düzenli bir Facebook kullanıcısıyım. İşimde ve işimden arta kalan zamanlarda zaman tünelime girer bakımımı yaparım. Günlük 20-25 mesaj, 10 civarında arkadaşlık isteği gelir, onları değerlendiririm. Bir gün şimdiki eşim Nihat’ tan mesaj geldi. Dikkatimi çekti. Şiir gibiydi. q, x,w harflerini yerli yerinde kullanışı, kısaltmaları, nicki ilgimi çekti. Ertesi gün, Nihat’ın sayfasını güvendiğim bir profil analizcisine götürdüm. Çok iyi profil bakar, %90 tutar. Kızım üç vakte kadar bu oğlan sana arkadaşlık teklif edecek dedi, öyle de oldu. Günlerden Pazar sabah saat 10. Sen o saatte yataktan kalk, bana arkadaşlık teklifi gönder. Düşünebiliyor musunuz? Kabul ettim. 1988. arkadaşım oldu. Doğum yılım. Aşk işte tesadüfleri seviyor.

Ya sonra?

Sonra like’ lar yorumlar. Sabahlara kadar. İşte, otobüste, trende… Üç ay sonra ilk görüntülü konuşma… Hazırlanmam üç gün sürdü; ruhen ve makyaj olarak yani. İnanılmaz bir kalite. Ses ve görüntü kalitesi süper. Evinde fiber varmış. Boynundaki bene kadar gördüm. Bene bayılırım, hele bir de boyunda olursa…

Ya ilk yüz yüze görüşmeniz? Gerçek hayatta yani.

 Konuştuk. Her şeyden, her yerden… Bir gün laf arasında nerede oturuyorsun dedim. İki sokak altımdaymış. Dedim görüşelim. Dedi gerek yok böyle iyi. İki ay sonra görüştük, yüz yüze. Öyle bildiğiniz gibi, oturduk, çay, simit filan.

Evlenmeniz?

Aşkımız büyüdü, başka platformlara sıçradı. Twitter, flickr…Paylaştıkça paylaştık. Nihat ailesi ile de paylaşmış beni. Görelim kızı demişler. Görüştük, onun ailesi, benim ailem, Nihat ve ben. Babam o aralar Şili’deydi, annem Şile’ den bağlandı. Tanıştık, konuştuk, anlaştık. Kayınbabam kız isteme teklifi gönderdi. Babam da kabul etti. Resmen evliliğe ilk adımı atmış olduk. Sonra düğün, dernek filan. Bildiğiniz gibi yani.

Peki evliliğinizde sizi en çok zorlayan ne oldu?

Kayınvalidemin gözü fenadır, nazarı çoktur. Her görüşmemizden sonra bana bir hal olur, klavyeye yaklaşasım gelmez, gece rüyamda zaman tünelimin içinde kaybolduğumu, şifrelerimin çalındığını filan görürdüm. Sonra mahallenin nefesi kuvvetli hocalarından birine anti-virüs yazılımına anti-nazar duası okuttuk. Kaldırıp tekrar kurduk. O zamandan beri rahatım.

Son olarak evlenecek çiftlere tavsiyeniz nedir?

Tavsiyem, günlük bakımlarını iyi yapsınlar. Evde kalan arkadaşlarımın profillerine bakıyorum; zaman tüneli darmadağın, gezi fotoğrafları bir yanda bebeklik fotoğrafları bi yanda. Bir de iyi bir fotoğrafçıya gitsinler, özellikle dış mekan Facebook profil fotoğrafı çektirsinler.

Evet. Bu hafta bir sıra dışı aşk hikayesini daha sizlerle beraber dinledik. Nalan Hanım’ a sohbetinden dolayı teşekkür ediyo…Alo…Nalan Hanım. Nalan orda mısın. Hat kesildi galiba. Hay Allah. Neyse. Haftaya görüşmek üzere…

Uncategorized içinde yayınlandı | 2 Yorum

Bir Uyandırıcı Olarak Ekonomi

Şu ekonominin insan gözünü açma etkisine hayranım. Her türlü yanlışı yap, ekonomiyi doğru götür, yaşamaya devam edersin.  Milyonlarca Cezayirliyi öldür, sivillerin üzerine atom bombası at kimse sormaz ne oluyor diye. Ama hele ki ekonomi kötüye gitsin, zamlar peş peşe gelsin, bir anda kötü adam olursun. Hep de öyle olur, ekonomi kötüye gider. İlahi nizam bir gün tecelli eder.

Aynı bizim memleketteki gibi. Zinayı suç olmaktan çıkardılar, sokakta öpüşmek kadar sokakta zinalaşmak da serbest oldu bir tane hacı çıkıp da vay şu terbiyesizliğe bak demedi. Dediyse de sesi bana kadar gelmedi. Domuzlar kasaplık hayvanlar tarafından marketlerde satılır alınır oldu yine çıt yok. Irakta milyonca masum insana bomba yağdıran uçaklar senin toprağından kalktı, senin başbakanının mübarek! duasına mazhar oldu, yine bizim hacılardan, ninelerden çık çıkmadı. Durmadılar, yola devam ettiler. Ama ne zaman eve ekmek götüremez hale geldi, ne zaman eve gidecek benzini, gittiğinde yakacak doğalgazı, elektriği, içecek suyu bulamaz oldu, maaşlar yetmedi gözler açıldı: “Bir şeyler yanlış mı gidiyor acaba”

Yok hacı abi her şey yolunda sen uyumana devam et. Sadece bir fizik kuralı gibi bir ekonomi kuralı daha vuku buldu. Faizin fani dünyanın yalanı oluğu ortaya çıktı, satılacak bir şey kalmadı, IMF’ den fayda bulacak ilk devlet olma ihtimali de. “Yok yok bir şey oldu, ters bir şeyler var”. Yok hacı abi sadece bir fizik kuralı daha vuku buldu. Ölüm sonrası pamuğun gözünü açması gibi ekonominin insan gözünü açma etkisine maruz kaldın. Kızım getir şırıngayı, yok hacı abi yok.  Geçti bak. Bitti. Sakin ol, “Ama yazı”. Sen uyu hacı abi o da bitiyor. Rahat ol, sal kendini.  Dünyanın en büyük ekonomisi…. Eveet, aynen böyle…

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Olum Bak Git

An itibariyle almış başını giden efsane video… Youtube da 2.3 milyondan fazla tık almış bulunmakta. Paris Hilton un “şok şok şok görüntüleri” bile ve hatta bu memlekette bu kadar tıklanır mıydı, sanmam. Gözlerimle gördüm TRT ana habere çıktı, T-shirt ü basıldı. İş yerindeki arkadaşa olum bak git deyince yüzüne güler oldu. Peki, nedir bunun arkasındaki sır. Çok basit: üç kelime:

Olum: Makam, mevki, saygı, hak olarak üstün zatların bir altına sesleniş edasıdır. Nasihat, öğüt ve uyarı verirken kullanımına çok rastlanır. Babanın oğluna, Şeyh Edibali’ nin Osman Gazi’ ye nasihati bunlar arasındadır. Kızan tır şoförünün mini-cooper sürücüsüne seslenirken cümle içinde kullanıma şahit olanlar da vardır.

Bak: Bak, bana bak. İyi bak, ne görüyorsun. Karşında hafife alınacak bir adam mı sence. Şakaya alınacak, öle bakıp geçilecek birimi… İyi bak. Olum bak. Kızıyorum bak. Sen beni ciddiye almıyorsun, bana değil havaya bakıyorsun, gözümün içine bak gibi pratik hayatta kullanımlara sıkça rastlanır.

Git: Elden kaza çıkmadan önce tüm iyi niyetle yapılan son uyarıdır. Patlaması muhtemel şahsın, toplumun, bombanın bazen haklı ama her daim sert ve çetin etkisinden uzaklara git uyarısıdır. Ezilen, hor görülen, adam yerine konulup bakılmayan hak ve saygı olarak üstün yurdum insanının patlamadan önce son iyiliğidir. Son çağrıdır. Kayışın kopmadan önceki son halidir.

Son: Tahmin edilen mutlu son vuku bulur.  Ve bu kısacık kısa filmde de herkes kendinden bir parça…Dün kırmızı ışıkta geçen yaya, bacak kadar boyuyla küfür eden bakkalın oğlu, iş yerine dün gelmiş bugün artistlik yapmaya başlamış yeni bitmenin kafasına 12 dikiş atılası bir yarık açılmıştır. Mutlu son beni olduğu gibi sizi de mutlu etmeye yetmiştir.

Özet: Beni Sultanahmet’ te üzerimde bu T-shirt le görürseniz şaşırmayın.

Not: Olmaz ya videoyu hala izlememiş ve he ya hiç sorma geçen Şehmuz Abi ne alaka bana olum bak git dedi diyenlerdenseniz, buyurun linki.

General içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Savaş ve Barış

Bir şehir düşünün 20 milyon insan, 5 milyon ev. 5 milyon x 100.000, yani 500.000.000.000. Türkiye’nin iç ve dış borcu toplamı kadar. Dünyanın alın teri, emeği, umudu, milyonların yuvası, ana ocağı ve daha nicesi. Artı üstüne Ayasofya, Kapalı çarşı, Kız kulesi, paha biçilemeyen kaşıkçı elması…Servet…

İşte bütün bu servetin üstüne bir bombadır savaş. Sıcak yuvalara sıkılan kurşundur. Bosna’nın Mostar Köprüsü’nün dünyanın gözü önünde yıkılmasıdır. Filistin’de evlerin tel örgülerle çevrelenmesi, alın terinden geçtim umudun bombayla avlanmasıdır savaş.

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Hac ve Umre Yolcularına Öneriler

Hazırlık aşamasında:
• Paranız varsa hemen gidin, yoksa arabanızı satın gidin,
• Gidin, kim olursanız olun gidin, günahlarınızı da yanınızda götürün,
• Önceden bilin, hayatınızda görebileceğiniz en güzel ev Kabe’yi,
• En güzel insanı,
• Seni, beni, alemi Yaratan’ ı,
• Allah nasip ederse beraber namaz kılacağınız İmam’ın şu videosunu izleyin,
• Mehmet Fatih Çıtlak Mekkeden Medineye diye google’ da aratın, izleyin, O’ raları bundan iyi anlatan varsa bana da haber verin,
• 2011 yılında Türkiye’ den 500 bin kişi umreye gitti, yuvarlama 500 milyon Euro, iyi para değil mi? Bazıları böyle düşünüyor, iyi para. Adam gibi firma seçin

Oradayken:
• “Abi, Samsun’un içinden misin?” diye sorandan uzak durun,
• Yani gittiğinizde bol bol ibadet edin,
• Bunun için yakın otelleri seçin,
• Medine’ de sorun olmamakla birlikte Mekke’ de kesinlikle YÜRÜME mesafesinde bir otel seçin,
• Kimseyi rahatsız etmeyin, incitmeyin, sevap kazanmak için gittiğiniz yerden kul hakkı ile dönmeyin,
• Mesela millet giderken Mersin’ e siz gitmeyin tersine,
• “En Büyük Fenerbahçe”, “Just Do It” gibi pislikleri giymekten uzak durun, kimsenin gözünü, fikrini kirletmeyin; Kâbe gibi sade örtünün,
• Biliyorum bazılarınız camiye girerken telefonun sesini kısmazsınız, bari Allah’ın evinde yapmayın,
• 10 TL’ ye satılan Arap hattından alın, tavaf esnasında Digitürk’ ten çağrı gelsin istemiyorsanız hattınızı dış dünyaya açmayın,
• Aman uzak durun: “Tavaftayım abi, dönecem sana”,
• Bırakın bütün o güzel görüntüler sadece aklınızda kalsın, bilgisayarınızda değil
• Mübarek taşı, toprağı alıp İstanbul Bebek’ teki pek de mübarek olmayan evinize getirmeyin, taşın da hakkı vardır, hakkına girmeyin

Not: Evimde hurma, zemzem ve muhabbet bolca vardır, buyurun gelin

Uncategorized içinde yayınlandı | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Ne Bakıyosun

Ay ne bakıyosunuz bana dik dik beyfendi.

-Efendim. Dalmışım da duyamadım.

-Ne bakıyosun. Açık bi şey mi gördün?

-Evet

-Ne bakıyorsunuz. Bir derdiniz mi var?

-Size ne

-Bak ya size ne diyo. Kıl olurum böle tiplere.

-İyi de bundan bana ne

-Pardon neye bakıyorsunuz. Yardımcı olayım.

Buyrun bey efendi neden bakıyosunuz? Ay Nazan bu adam sağır mı?

-Hayır. Bence kör

-Ay ben de sevinmiştim bana bakıyo diye

-Ne bakıyorsun beğenemedin mi?

Ya insanlar ikiz yaratılmış derlerdi inanmazdım. Aynı bizim mahalledeki deli teyzeye benziyorsunuz.

Pardon birine mi benzettiniz?

-Daha önce Maldivler’de bulunmuşmuydunuz.

-Hayır

-Ne büyük kayıp

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Doktorculuk Bir Oyun Değildir

Geçenlerde bir hasta bir doktoru öldürdü. Fecice. Her yerinden bıçaklamış zavallıyı. Çok kızmış belli. Doktorların hasta öldürmesine aşına idik ama buna pek değil. Doktorlar da alışık değiller belli, ne yapacaklarını bilemediler, iş bıraktılar.

Bende ne yapacağımı bilemiyorum. Neymiş normal doğum tehlikeliymiş. Dünyaya ilk bacakları gelen biri olarak söylüyorum: Yalan. Canın çekmiyor. Canın para istiyor. Bu yüzden hastanelerde yapılan doğumların % 70’i sezaryen değil mi zaten . Ne tesadüf ki araştırmalara göre %70′ iniz bu işe prestij için, para için, amca tavsiyesi ile girmediniz mi. Geri kalan azınlık, adam gibi adam doktorlar bu yazıyı burada bırakabilirler. Çünkü ben devam edeceğim.

Oynadığınız tehlikeli oyunlar artık milletin sabrını taşırıyor. En çok da benim. Daha 40 günlükken sizin yüzünüzden ölümden dönen benim. Karın bölgesi ağrıyan eşine “bir açalım, bakalım ama apandis çıkmaya da bilir” denen benim. Eşine sırf asistanlarına ders olsun diye açık fıtık ameliyatı ile yanlış müdahale yapılan benim. Bir yanlış müdahale de ben yapmamak için sabrımı zorluyorum. Annesi, dedesi, amcası, yüzlerce tanıdığı ve milyonlarca tanımadığı, doktordan doktora pinpon topu gibi zıplatılan biri olarak sabrımı zor tutuyorum. Birinizin yaptığını diğeriniz “Yanlış, böyle şey olur mu? Bu hastalığa bu hap verilir mi?” dediğinizde ettiğiniz yeminleri çiğnemek, Allah’ a verdiğim yemini bozasım geliyor. Ama kendimi tutuyorum. Mağdur milyonlarca kişiden biri olarak sabrımı zor da olsa tutuyorum. Ama belli ki birileri benim kadar sabırlı değil. Belli ki millet bu oynu farklı oynamak istiyor, aynı türden farklı pozisyonda…

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Üniversite Açacağım, Ortak Arıyorum

Millet erinmeden üniversite açıyor ben de erinmeden baktım, hangi yıllarda. Hatırlıyorum, bir zamanlar ama çok da değil, adamından 80 civarı üniversite vardı. Sonra bir şeyler oldu sayıları arttı. Grafik de aynı şeyi söylüyor: 2006 yılına kadar 83 tane olan üniversite sayısı 2011 yılı sonunda iki katını da aşarak 170 i bulmuş. Biz buna biyolojide dengesiz büyüme, ekonomide “bir tür para kaynağı” diyoruz.

Açığından, bu iş zengin abilerle ve hükümet iş birliğidir bence. İşin özü “Lise sonrası iş arama yavrum, arayıp da canımı sıkma, zaten bulamayacaksın, uçuracaksın rakamları, bak sana üniversite, cici cici oku he mi” dir. Zaman kazanmadır, zaman kaybıdır.

Bu yeni bitme üniversite örneğinden birini, yolumun üstünde olmasından ötürü sık sık görürüm. Bir bina, 180 m2, 5 katlı, bir otoparklı. “İnce İş” dikiş nakış kursundan biraz büyük. Umarım işlerini de en az onlar kadar iyi yapıyorlardır. Ama pek sanmam. Ha Allah var, biri sertifika diğeri diploma veriyor. Yine de Bilgisayar Programcılığı öğretmek öyle kolay iş değil. Öğretememek de anlaşılan pek sorun değil. Ver diplomayı sal sokağa. Sağ da sol da iş arasın dursun. Diplomalı yavrular…

Hal böyle olunca “abi ben adamından adam gibi yerde okudum ne farkımız kaldı” diyenler, biraz daha yükseklere çıkmaya, yüksek yapmaya karar verdiler. Gün içi iş, o zaman akşam programı, deme 4-5 bin TL, hem de dönemlik. Verdiler. Okuyorlar şimdi. İşten arta kalan zamanlarında, aile çoluk çocuk demeden. Ne kadar verimli olabilir ki. Okul da keriz değil ya. O kadar para almış, sorun etmez her halde. Etmedi de.

Sonuç: eğitimin paraya dönüşme döngüsü vuku buluyor. Gençlerimize, kıt kanaat geçinen babalarımıza, evde koca bekleyen eşlerimize, 30 unda evlenen kızlarımıza, sektörümüze, hepimize hayırlı uğurlu olsun.

Uncategorized içinde yayınlandı | 1 Yorum

Teknoloji Dediğin

İnsan kendine teknolojiyi yoldaş edinmiş durumda. Kimi de arkadaş. Kimi onunla beraber iş yapıyor kimi arkadaşlık. Birbirleri ile içe içe girmiş, entegre olmuşlar. Bu beraberlikte bu iki unsurun birbirine yakınlaşması, teknolojinin insana benzemesi ile doğru orantılı. Teknoloji insana benzediği oranda başarılı oluyor. Yani insan, teknoloji ne zaman kendi gibi kamera ile görür, ne zaman kendi gibi ses çıkarır, kendi gibi dokunmaktan hoşlanır o zaman daha bir başka seviyor onu.

İlk bilgisayarlara bakın. Siyah ekran üzerine bilgisayarın anladığı (istediği), onun diline yakın dilde komutlar yazılırdı. İnsan diline, insanın görsel zevkine uzak bir devir. Sonra 2 ve ardından 3. boyut üzerinde hareket HİSSİ kazandı bilgisayar. Sonra onlara gözler taktık, bizim gibi GÖRÜR oldular. Bizim gibi konuşan insanlara aracı oldu. O zaman uzaktakilere uzanan KOL oldular. Şimdilerde DOKUN-matik ekranlarımız oldu. İnsan gibi dokunulmaktan anlayan cihazlara nice paralar ödeniyor bu yüzden.

Yakın zamanda, doğal dil işlemenin gelişimi ile, onunla konuşuyor olacağız. O da, yapay zeka ile, bizim gibi DÜŞÜNÜR olacak. Dostluğumuz o zaman tavan yapacak. İnsanın sanala yüklediği yetenekler arttıkça sınırlar bulanıklaşacak. İnsan kalbi, sınırın her dediğini yapan dostu tarafına geçecek. Çizginin yoldaş tarafından arkadaş tarafına… İnsanın kendine benzetme yolunda tonlarca para harcanacak, tonlarca para kazanılacak. İnsan kendini o kadar sevecek ki kendi neslinden uzaklaşacak.

Seçilen bu yol insanın kendini kopyalama yoludur. Yolun sonunda keşfedilecek olan yine tekerleğin yuvarlak, insanın mükemmelce yaratılan bir varlık olmasında ötesi değildir. İşin tek esprisi, yol üzerindeki dinlenme tesislerinden aldığımız oyuncaklarla birileri çokça para kazanıyor olacak. Ama bu yolda karnımız acıktığında anlayacağız ki bütün paramızı, enerjimizi ve zamanınızı oyuncaklara yatırmışız. Bir Kızılderili’nin çok zaman önce fark ettiğini biz de anlayacağız: “Teknoloji yenen bir şey değildir”. Hiçbir şey doğal bir arkadaş kadar güzel değildir. Onun birebir kopyası bile.

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Euro – vision

Eurovision a giren 50 ülkeyi karşıma dizseler, sarışınların Orta Avrupa, daha sarışınların Kuzey Avrupalı olmalarından daha ileriye bir tahminde bulunamazdım herhalde. Bu seneki dizilimde İsrail ile Türkiye yi kesin karıştırırdım:

• Her iki ülkede İngilizce şarkı söylüyor

•Her iki temsilci de Yahudi

Tek fark İngilizce aksanları olabilir belki. Allah tan böyle bir şey var. Çünkü yarışmada bizi biz yapan tek işaret bu. TRT’ye helal olsun ama. İyi strateji izlemiş. Mason asıllı Sertap Erener le derece geldi ise Yahudi asıllı Can Bonomo ile kesin birinciyiz. Sanki çok iyi bir halt yemişiz. İtiraf edeyim ben bu yarışmaya uyuz oluyorum. Ne LGS’ de soru olarak geliyor, ne de kabir de sual.

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Öyle Bir Bağlanır ki İnsan

oyle_bir_gecer_zamanki_dizisponsorlari.com_2

Öyle bir bağlanır ki insan. Yeter ki yöntemini bileceksin. Öyle bağlayacaksın herkesi birbirine. Mesela:

Cemile’ye Ali Kaptan ve Balıkçıyı aynı anda,

Ali Kaptanı Cemile’ye ve Carolin’e,

Carolin’e, Ali Kaptan ve Ekber’i,

Cemile’nin kızı Aylin’e Murat’la Soner’in her ikisini,

Soner’e hem Aylin hem Mesude’nin eş zamanlı ilgisini.

Ya Cemile’nin diğer kızı, Berrin’e hem Ahmet hem Hakan’ı vurgun gibi,

Ahmet’e Berrin ve Filistinli Amina,

Cemile’nin kızları gibi oğullarını da,

Mesela Mete İnci hocayı sever, ama tek değildir, eşi vardır Sedat

İnci hoca ölse de olsun şimdilerde Mete’yi iki kişi birden sever.

Küçük kahramanımız Osman da tahmin edin bakalım ne yapar,

Okuldan, bir başkasının da sevdiği bir kızı sever.

Bu liste böyle uzar gider.

Olur da dizinin reytingleri düşerse şöyle bir diyalog da muhtemeldir:

-Sen Carolin?

-Necmi

-Necmi ?

-Kamil Abi

-Necmi

-Carolin

-Necmi, Kamil

-Hey taksi

-Buyur abi, aa Carolin

-Carolin yuh artık

-Neyse sen git dostum, otobüse binelim mi Carolin?

-Korkuyorum Necmi

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Pornocudan Yıldız Olur mu?

Bu sorunun cevabı sizin yıldızdan ne anladığınıza bağlı. Porno bildiğiniz porno. Peki yıldız? Açalım sözlüğe bakalım ne der? Konumuzla alakalı olanı şöyle: “Bir toplulukta, bir meslekte, üstün başarı gösteren kimse.” Birçoğumuz kelimeleri başkalarının yüklediği mana üzerinden kullanıyorsak o zaman sorumuzun cevabı bir başkalarının “üstün başarı” kelimeleriyle hangi kavramları temsil ettiğine bağlı.

Başkaları derken örneğin aklıma ilk gelenlerden  Milliyet.com.tr’ nin bugünkü (27/10/2011) internet sayfasını açıyorum. Açtım. Ve bazıları:

-“Sanat için doğurdu” (Bir de bunun soyundu versiyonu var…)

-“Valdes’ten eşiyle cesur pozlar! “(cesaret derken? )

-“Son dönemin beyazperdeye damga vuran yıldızlarından biri olan Monica Bellucci, geçip giden yıllara meydan okumayı sürdürüyor.” (Meydan okumak.. heyyt be)

Bir kelimeyi farklı bir platformda kullanarak o kelimenin temsil ettiği manayı çoğullamak mümkün.  Örneğin gerçek bir uçak ile simülasyonda yaşananlar beyinde benzer etkiyi yaparlar, aynı noktaya vururlar. 2 farklı nesnel kullanım, tek bir olguya (kavrama) hizmet eder. Tek farkı biri diğerinden daha ucuz ve az risklidir.

Bildiğiniz orospuyu bir yıldız yapmak için de benzer bir yöntem uygulanır. Yıldız kelimesi farklı bir platformda kullanılarak tek bir olgunun birden çok kullanım alanı oluşturması sağlanır.

Buna benzer diğer bir yöntem de kelimenin referans ettiği kavramı değiştirmek, yani çoğullamak yerine öldürmektir. Mesela:

-Cennetin ırmakları senin olsun ben ilgilenmiyorum. (Hande Yener’in çok tutan eserinden!)

-Neyleyim sen yoksan eğer ahiretin cennetini (Birçoğunun babası, Ferdi Baba)

– Hangi çılgın bana zincir vuracakmış benim haberim yok ..

…..

Büyüklerimiz bu kavram çöplüğünün arkasında toplum mühendislerinin olduğunu iddia eder. Müzik, futbol, kitap, televizyon ile beynimize sokulan bütün bu çarpıtılmış kavramların bilinçli bir sistematiğin ürünü olduğunu söylerler. Öyle ya da böyle neticede, cesaret podyumda, strateji futbolda, yıldızlar kanalda gezinir ve aranır olur, hem de daha kolay ve daha az riskli bir yolla.

General içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Hayat

Hayatı nasıl resmedersin deseler işte budur derim: V. Ucu açık dibi kısık V. Dip uç noktasında onun bununla yatanların, insan ile hayvanı eş görüp öldürenlerin, bilmem bi ülkeyi yönetenlerin sıkışıp kaldıkları, hemen üstende madde bağımlısı, ego sevdalısı, ortalık yerde sevişme meraklısı, yalan söyleyenlerin, modayı rehber edinenlerin olduğu bir şekil.

Öyle bir şekil ki acımasızca en diptekini tekil bir model üzerinde kısırlaştırır, 1’e indirger, her birini diğerine aynı kılar. Dikkat etmişsinizdir; insanlar kötüye doğru giderken eylem ve fikir çeşitleri kalıplaşır, yaşam şekilleri birbirine benzer, insanı çeşitleyen düşünme yetisinden uzaklaşır. 7 yaşındaki 17 yaşındakine öyle benzer ki zaman manasızlaşır. Üretkenliği azalır. Öyle ki günah işleme yolları bile benzeşir. Allah’ın mutlak çeşitliliğinin zıddı yönünde, eylemlerin, fikirlerin ve düşüncelerin sıkışma noktasına hapsolur. Öyle bir sıkışma ki Allah’ın laneti ile lanetlenmiş, hayvandan daha aşağı sıfatı ile sıfatlanmış, üzerine daha fazla konuşulmaya bile tenezzül edilmemiş, son duruktan öteye geçememiş…

Oysa Allah’a açınca kolları insan genişliyor, çoğalıyor. Allah’a giden yol bir değil çok oluyor. Sizin en hayırlınız Kuran’ ı öğrenen ve öğreten, sizin en hayırlınız anne babasına iyi davranan oluyor. Kimi o kadar çok yükseliyor ki o V’nin açık ucunda Enel Hak oluyor. Allah ile dünyadayken bütünleşiyor. Mevlana oluyor, bir çoban olmasına rağmen alim oluyor. Birden çok olan sahabelere sarılan kurtuluyor. Kimi adaleti, kimi ilmiyle parlıyor.

Bir tarafta teklik, zıddında çokluk… İşte iki uç: işte yer, işte gök. Yerde en fazlası magma, gökte 7 kat sema. İşte hayat, işte yol. İster dibe giden ol, ister aç kollarını zamanda ve mekânda kaybol.

General içinde yayınlandı | Yorum bırakın

İyi Bir Fotoğraf

İyi bir fotoğraf işte “o an”dır. Düşünce ve gözün tam o anda birleşmesinin ürünüdür. Başka hiçbir zamanda değil tam o andadır. Ayağın doğru yerde durduğu, gözün doğru yere baktığı, elin tam o anda bastığı zamandır. Bazen o an için yıllarca heyecanla, bazen saatlerce sabırla beklenir. Bu onun inadından değil nazındandır.

İyi bir fotoğraf nazlıdır. Çünkü o sizindir. Bilir ki onu görünce bir çocuk gibi sevinecek, bir anne gibi sevecek ve bir baba gibi koruyacaksınız. Sadece sizedir nazı. O da sizi sever elbet. Bazen beklenmedik anda karşınıza çıkar çocuk gibi sevindirir, bazen o kadar sıcaktır ki anne gibi sevdirir, o kadar değerlidir ki baba eder insanı.

İyi bir fotoğraf hatıradır. O anın özel insanlar için hediyesidir. Evimizin en güzel yerinde en güzel dostlar içindir.

İyi bir fotoğraf özeldir. Herkesin her gördüğü değildir. Herkesin her zaman gördüğü de… Herkesin görebildiği de değildir.  O sizin düşünce ve gözünüzün çocuğudur. Kimsenin hiçbir zaman düşünemediği, çoğu zaman baktığı ama görmediği, sabırla işte o anı bekleyeni bekleyen sevgilidir.

İyi bir fotoğraf güçtür. Kelimelerin yetmediği yerde kanatlanması, fakat mananın yoğunlaşması ve ağırlaşmasıdır. İşte bundandır ki en iyi fotoğraf sizi yıllar sonra bile içine çeker, bazen ağlatır ve bazen sıcak bir tebessümle bakar yüzünüze, “hatırladın mı o anı?”

General içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Bir Bilgisayar Nasıl Alına

Önce ayağının ve yorganın boyu ölçülür. Akabinde bir alette neyin ne kadar niye önemli olduğu analiz edilir. Bu kişiden kişiye değişir ve bunda korkulacak bir şey de yoktur. Ali amca öyle bilgisayar aldı diye böyle bilgisayar almak zorunda değilizdir. Başkası bilinmez ama âcizane bir liste başı böyle olabilir:

Model İşlemci RAM DİSK Ekran Kartı Pil HD Fiyat En ucuz yer

Altına aday adayı biricik müstakbel bilgisayarlarınızın ilgili özellikleri yazılır. Bu esnada gerekli olan bir adet internet, boş zaman ve bir demlik çaydır. Bazıları bu safha ile bir adet cüzdan, salya sümük iştah ve Teknosa’yı yer değiştirirler yanlış ederler, üzülürler. Gerek yoktur.

Özellikler her yerde peki uygun fiyat nerde, internette, birçok siteden fiyatları alıp sıralayan birçok yahşi siteler mevcuttur. Benim ilk göz ağrım akakce.com la ilişkimiz hala devam etmekle birlikte gün geçtikçe karşılıklı saygı ve sevgimiz artmaktadır.

Listenin sakız gibi uzamaması için kriterler daraltılır. Örneğin dedem: “evlat sen sen ol sakın Japon dan vazgeçme derdi. Ben de dede sen büyük adamsın vardır bir bildiğin var deyip Toshiba dışındakilere pek sürtüşmem mesela. Devamında örneğin yorganın boyuna göre işlemci türü veya türleri de belirlenir. Veya bazı TC vatandaşları gibi bilgisayarımda illa web cam olsun denir, saygı duyulur.

Liste doldu galiba dendikten sonra içlerinden en uygun olanı parmak ıslatılıp işaretlenir. Akakce.com babamın tek oğlumu deyip ıslatılmış model no ile internette en uygun fiyat araştırması yapılır. Ya bir adet gerçek mağaza bulunup 4 saatlik İstanbul trafiği, ya da bir sanal mağazadan sipariş  verilip 4 günlük doğum sancısı çekilir.

Netice de “yar ben sana dimedim mi “ şeklinde uydurma bir şarkı eşliğinde bilgisayarın orasına burasına ellenir. Muhtemelen siyahî olan bilgisayarımız sözü geçen yorganın altına konur, 10 dakika kadar beklenir. Akabinde ısınan yatağın içine girilir, vücudun uygun yerden ısıyı emmesi sağlanır. Ayak yorganın boyuna göre uzatılır, internete girilir, bu yazıyı yazana dua edilir. İsteyenlerin beddua yerine daha az tesirli kötü sözler dizisi söylemesi tavsiye olunur.

Informative içinde yayınlandı | Yorum bırakın

“Gerçekten insan, bencil ve haris olarak yaratıldı.”

Insan bencildir. Sadece kendisini ve sevmesi kendisini mutlu edenleri sever.  Annesini, dostlarini, esini ve hepsini sirf onlari sevmek kendini mutlu ettigi icin sever. En cok da kendini. Korler gibi. Cahilin zırı da olsa, bunu bile bile kendini bir omur boyu sevmeye devam eder. Sirf kendisi az guzellikte oldugu icin o kadar guzeller arasindan guzelligi az olani, kendine en yakinini secer. Zeki insanlar kendilerine benzedikleri icin zekileri, guzel insanlar da kendileri gibini yoldas edinirler.

Yoksullara yardim eder. Cunku veren el olmak guzeldir, sevaptir, cennete, o guzel yere bir adim dahadir, Allah’in rizadir. Sen verirsen Allah da sana daha fazlasini verir, bilirsin seni daha cok sever. Evet sen verdiginde bir baskasini degil seni sever. Yani kul icin hersey karsiliklidir. Zaten karsiliksiz vermek ve sevmek sadece Rahman olan Allah’a mahsustur. Kendini hic tanimayana ve hatta inkar edene, her saniye nefes veren sadece O’dur. O karsiliksiz verendir. O yuzden onun disindaki hersey insan da dahil bencildir. Insanin sevdigi mahser gunune kadardir ve o gun cok sevdigi annesinden bile kacacaktir. Cunku o gun annesini sevmek onu mutlu etmeye yetmeyecektir.

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Durmak

Bazen durmayi bilmek gerek. Duramayan herseye inat. Zamana, bekleyen gelecege inat durup gecmise gitmek, hep orda duran anilarla konusmak.

Bazen durmak gerek bir dalga ile. Izlemek icindeki boslugun denizdeki mehtabi misafir edisini.

Durmak gerek yagmurun altinda. Kipirtisiz, sancisiz, gunahsiz ve yalansiz yikanmak. Durulanmak sabah ile diri, erken, ferah, icten ama yavas.

Yaklasani, gideni, kacani, sorani, yalani durduramasan da bazen durmak gerek. Sirf duramayan her seye inat.

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Bir motorsiklet ve bos zaman

İzmir Özkanlardaki evimizin balkonu genişti. Mutfak hariç bütün odalar balkona açılırdı. Sabah hazırlanıp üstümüzü giyinmeden önce, en kısa yoldan balkona çikar havanın soğukluğunu ölçer, üstümüze giyeceğimizi ona göre belirlerdik.

Malezyada ise bir motorsikletim vardı bir de boş zamanım. Bu ikisi yeterdi. Ucuz benzin kafama dert olmazdı. Hava da. Bilirdim o hep ılık ve yumusaktı. İnsanları kadar yumusak. Mütevazi. Unutturur kendini sana, ne giyecegini umursamadan balkonsuz odandan çıkarsın dışarı.

Ayları saymayı unutursun bir de. Ha aralık ha temmuz. Hepsi bir ya. Gecesi de gündüzü kadar gündüzdür. Alırsın motorsikletini Singapur ışıkları nasıl vurur okyanusa bi bakyım dersin. Bilirsin ya iste, ama olsun ruzgar çağırır seni.

Malezyaya ait özlediğim az şeylerin başındadır: bir motorsiklet ve boş zaman. Ucuz benzini kafana takmamak. Rüzgarla konusmak: derinden, içten ve telaşsız, bir o kadar da  sebepsiz. Şimdi bir sebebim var; özledim onu.

motorbike

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Kadinlar Hakkinda

İyi bir kadın erkeği etkiler, zeki bir kadın onda ilgi uyandırır, güzel bir kadın büyüler, anlayışlı bir kadın ise ona sahip olur – Helen Rowland * Kadın kendi başına ne gül goncasıdır, ne diken. Koklamasını bilirsen gül, tutmasını bilmezsen diken olur. – Refik Halid Karay * Kadın, insanın gölgesi gibidir; kovalarsanız kaçar, kaçarsanız kovalar. – Chamfort * Kadınların gözleri keskin, zekaları uyanık, düşünceleri vesveseli o lur. – Guy de Mauppasant * Kadınlarda feci olan şey, ne onlarla ne de onlarsız yaşanabilmesidir. – Byron * Kadınlar sevmedikleri adama hiç acımazlar. – Alexandra Dumas Filles * Bir kadın ya d sever ya da nefret eder; ortası yoktur. – Pubillius Syrus * Kadın öyle bir konudur ki, onu ne kadar incelersen incele her zaman yepyenidir. – Tolstoy * En mükemmel kadın, çocuklarına babalarının yokluğunda baba olabilecek kadındır. – Goethe * Kadınlar kendilerini sevenler için değil, onlara hükmedenler için can verirler. – Halide Edip Adıvar * Bir uygarlığın seviyesini ölçmek isterseniz, derhal kadının hayat şartlarına bakın. – Stuart Mill * Krallar gibi kadınlar da kendileri için yapılan her şeyin esasen bir borç teşkil ettiğine inanırlar. – Balzac * Kadınla müziğin yaşı olmaz. – Oliver Goldsmith * Güzel bir kadın gözü, iyi bir kadınsa gönlü okşar. – Napolyon * Kadın her şeyi affeder fakat asla unutmaz. – Konfiçyüs * Kadını güzel yapan Allah, sevimli yapan şeytandır. – Victor Hugo * Bir kadının güzelliği ancak sevmeye başladığı zaman meydana çıkar. – La Bruyere * Kişiye imandan sonra verilen şeylerin en hayırlısı saliha kadındır. – Hz. Ömer * Kadınlar, erkeklerden daha çok hikmet sahibidirler. Daha az bilir, daha çok anlarlar. – J. Duhamel * Kadın kocasının delikanlılıkta sevgilisi, olgun çağda arkadaşı, ihtiyarlıkta da hasta bakıcısıdır. – Bacon * Üstadlar ne güzel söylemişler. – Necmettin Özkan

General içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Full Metal Jacket, Film

Saglam bir film. Amerikanin Vietnam savasi. Ayni Irak’takine benziyor. Gittikleri memlekette sevilmemeleri ile ve sebep oldukari savasin nedenini bile bilmemeleri ile..

Amerika savaslarinin fikirsel boyutunun cikmazini cok iyi analiz edip yansitmis film.Filmin ilk kismini olusturan egitim surecinde askerlerin nasil oldurmek icin programlandiklarinin geri plani guzel verilmis.

Askerde askeri egitim sistemimizin Amerika dan kopyalanip yapistirildigini duymustum. Ama bu kadarini beklemiyordum. Filmin basinda o yuzden hic yabancilik cekmedim.

Roportaj amacli askerlere sorulan sorulara askerlerin verdikleri cevaplar Fahrenheit 9/11 filmindeki ile cok benzer. Demek ki yenen her neyse ayni pislik.

Bir Amerikali askerin agzindan: Onlar bizim vermek istedigimiz ozgurlugu istemiyorlar. Onlar ozgurluktense hayatta kalmayi tercih ediyorlar. Butun mesele bu.

Soru neden savastasiniz: Cunku kazanmak zorundayiz.

Ve baska bir asker: Ve ben komsumu oldurup bunu itiraf eden ilk olmak istiyorum.

Bir baskasi: Biz onlari icin oluyoruz fakat onlar bunu takdir bile etmiyorlar.

Ortada yeni olmus iki Amerikali ve kamera donuyor. Herbiri sozunu soyluyor. Herbiri birbirinden farkli bakis acisi ile, tutarsizca.

Amerikan askerlerin Irakli sivilleri oldurmerinin gercek goruntulerini gormustum, filmde daha eylenceli versiyonu var.

Filmin sonunda Vietnamli nisanci (masum yuzlu bir kucuk kiz savasci) yarali iken soruluyor, ne yapalim: Birakip gidelim. Fareler yesin. Ve kiz yalvariyor: Oldurun beni.

Amerikali icin yerel halkin tek irtibat noktasi fuhus.. O da para icin. Pazarlik sahnesi gecen her iki sahnenin ayni agizla sunulmasi da manadar. Askerin fotograf makinasi calindiginda halk, polis dahil, hic bir sey olmamis gibi hayatina devam ediyor. Uzak dogunun gereksiz soguk kanliligini hatirlatti bana.

“born to kill” ve baris isareti… Uzerine kitap yazilir. Ama film cok guzel ozetlemis.

Filmin sonunda: ” Lanet bir dunyayiz, ama hayattayiz ve gucluyuz” sozunu cok tuttum. Ozet gibi.

Viyatnam ve Irak. Elde var iki. Ikisinin ortak noktalari net gorunuyor. Sirf onlar mutlu(!) olsunlar diye hic ugruna olen milyonlar.

movie içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Uzak, Film

Soylenen soz az olunca anlatmasi da kolay ve etkili oluyor. Anlatilacak olan eger anadolu insani ve istanbul ise bunu en iyi anlatmanin yolu sanirim susup onlari konusturmak oluyor. Ayni Uzak filminde Nuri Bilge Ceylan in yaptigi gibi.

Hayatimizdan bir kesite orta sekerli Turk kahvesi misafirligi tadinda, kimilerinin kendi hayatinin ta kendisi gercekliginde. Bir film degil. Film olamayacak kadar samimi cunku. Filmde Istanbul ise sakin, caresiz ve kendini o hale getirenlere kizgin gibi soguk ve gri tonda. Bir baskasina gorunmedigi renkte, ama masum beyazinda.

Film yaklasik 90 dakika…Izlerken sikilacaginiz ama seveceginiz, filmin yavas hizina ayak uydururken yorulacaginiz ama benimseyeceginiz, sonu bir Turk filmindeki gibi mutlu bitsin diyeceginiz ama olmayacagini da bileceginiz, her ne olursa olsun icinizdeki boslukla ve yorulmuslukla kisa bir sureligine muhabbetine izin vereceginiz bir film. Uzak, denizler otesi memleklerden degil, icimizden, derinlerden bir yerlerden gozumuze ve gonlunuze misafir bir film, kahve molasindan daha uzun bir sureligine, seveceksiniz.

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Akil ve Zeka

x->y    yada    x->f(x)->y…iste butun mesele bu. Zeki insan ile akilli insanin arasindaki tek fark. Herkes icin bu denklem bu kadar keskin olmasa da resmi netlestirmek icin 10 dakikaligina yuvarlama hasabi yapmama izin verin.

Zeki olmak Allah in hazir nimetidir. Maddenin muhatap oldugu kurallar butunune, hisslerle, koku ile, gorerek, sezerek yani f(x) ile ulasabilme yetenegine sahip olmaktir. Fakat akilli kisi  bunun yerine hayati tecrube etmesi ile tanir, bilir. Bildikleri, toplam (x->y) denklemleri ile sinirlidir yani tecrube ile. Ornegin yazin calisan (x)  akilli karinca, kisin rahat edecegini bilir(y).

Aklin yolu birdir ama zekanin degil. Iste bu yuzdendir ki zeki insanlar daha uretken, olmayani olduran, gorunmeyeni goren, sezilmeyeni sezen kisiler olurlar. Sair olurlar, yazar olurlar, espiri yapabilirler. Elindeki fonksiyonun ne uretecegi bilinmedigi icin onlarla yasamak eglenecelidir ama zordur. Doymaz, begenmez, en iyi ihtimalle az ukala olurlar ve  sadece kendi gibi zekice olani severler. Zeki iki kisinin uyumu zordur ama mukemmeldir.

Akillilar ile yasamak kolaydir.   Tecrube ve  birikimlerini hayatin pratikleri ile butunlestirir, nerde nasil davranacagi bilir ve uygular.

Akilli kisinin mevcut zekasini kullanma garantisi vardir, fakat zekilerin mevcut aklini kullanmalarina az rastlanir. Iste bu nedenledir ki dahiler ve liderler  dunyaya nadir gelir. Zeki kisi onyargilarini kullanir, akilli ise olusmus yargilarini. Bu nedenle zeki kisinin tesbiti hizlidir akillinin isabetli.

Kuran akletmezmisiniz derken akla seslenir. Allah in koydugu sebep sonuc ikilisine, (x,y), araya sapmasi muhtemel cuz-i algilarin, f(x) in, konmadan teslim olunmasini ister. Zaten kendi verdigi zekayi O’na geri sunmasini kulundan beklemez.

Durum boyle iken bence insanlarin sadece bir kismi akilli veya zekidir, azinlik hem akilli hem zeki, geri kalanlari ise ne akillidir ne de zeki. Dunyada kim kazanir bilmem ama ahirette sadece akillilar kar eder.

General içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Evlilik

Evlilik 3 kisiliktir: kadin, erkek ve hayat. Kimi zaman iki seveni daglar ayirir, kimi zaman kulturler. Bazen sadace Kurt olmak suctur bezen Alevi. Olurya hayat kiskanir sizi.

Ve  evlilik fiziksel degil kimyasaldir. Suyun sivi haline kanmaya gelmez. Soguk havada buz gibi soguk, kirici ve yikici olabilir su. Evlilik H2O ile evlenmektir. Kotu gunune de razi olmak,  bulutlarin ustune ciktigi gaz halini de sevmektir. Atomlarina inmektir esinin, fiziginin altindaki ruhuna kadar.

Evlilikte bazen biri ile birinin toplami 1 eder, kimi zaman 2, kimi zaman daha fazlasi. Ask ayni iki kisinin anlasmasi degil, farkli iki kisinin essiz uyumudur belki.

Evet evlilik asktir. Sevgiye asik olmaktir. Zamanla biriken, zamanla zamana meydan okuyan sevgi ile sevmektir bir insani, atomlarina kadar, hayat istemese bile.

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Ses

Bağırdı kadın bütün gücüyle, yankılandı sesi:

— Yalancısın. Evlenmeyeceksin benimle. Biliyordum.

Çok kızdı kadın. Dünyası yıkılmış, tersine dönmüştü.

Her şeyin bu kadar ucuz olmasına kızdı. Hayat ona hak ettiği değeri vermemişti.

Bağırdı kadın. Tüm gücüyle. Erkeğinin yüzüne. Suratına çarptı adamın ses, bütün gücüyle. Ve sonra arkadaki boyasiz duvara. Durmadı ses. Çok güçlüydü. Yükseldi. Bıraktı kadını ve erkeği kızgınca, uzaklaştı yerden gökyüzüne. Yükseklere. Ama yükseldikçe yoruldu, ayni kadının bağırdıkça yavaşlaması gibi, yavaşladı. Karıştı hayattan gelen, motor, ihanet, hıyanet, sefalet seslerine. Uzaklaştılar birlikte ve üşüdüler. Kadın ve sesi yorulmuştu. Durdular. MILYONLARCA YIL öteden gelen ışık, delip geçti sesi. Ve oracıkta öldü ses, yokluğa karışarak.

Ağladı yavrum. Kolay değildi annesinin, gözünün önünde öldürülmesi. Minik hıçkırıklarla ağladı yavrum. Sesi çıkmayana kadar. Anne dedi son bir gücüyle. Sesi cılızdı ayni kendi gibi. Yükseldi sesi hafifçe. Çarptı Mescidi Aksa’nin duvarına. Ağladi Mescidi Aksa, zayıftı. Durdu ses. Son bir kez çocuğa baktı. Hafifçe uzattı ellerini. Ama melekler izin vermedi. Yükseldi. Birinci kat semaya… Uçtular çocuk ve ses yedi kat semaya. Son bir kez baktı çocuk kendine. Ve “Sonra dedi melek. Çok değil, sedece sonra”. Ve gülümsedi ses meleğe, çocuğa, Mescidi Aksa’ya, zamansızlığa, mekansızlığa, kana, yaraya, anaya. Gülümsedi ve sustu. Elleri koynunda.

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Aklin Yetenekleri ve Yetemedikleri

Eminim görmüşsünüzdür: milyarlık şirketleri yöneten kimselerin: “Ne var efendim. İsrail hakli davasında” dediğini. Veya ustun yetenekli bir sairin para yönetiminden aciz olduğunu. Ya da birçok teknolojik alanda söz sahibi Japonların porno sekterinde önde gelen milletlerinden olmalarını mesela.

Nasıl oluyor bütün bunlar. Akil, akil degil midir? Birinde iyi olan diğerinde neden çuvallar. Aslında değil. Basketbolda iyi olan birinin futbol topuna iyi vurmasını beklemek gibi bir şeydir bu.

Özetle aklin 4 ayrı yeteneği vardır:

  1. Yalnis ile dogruyu ayirmak
  2. Guzel ile cirkini: Ressamdaki gibi veya porno cirkinligi gibi
  3. Faydali ile zararli: Japonlar iyi bu konuda
  4. Adil ve zulum olani ayirmak: Filistine yapilan zulumdur mesela

Bakin banka memuru 3. yeteneğe sahipken 4’te sapıyor. Japonlar 3’un dünya lideri, 2’de yerin dibindeler.Bati 1’de çok iyi, 4’de gelince masumları olduruyorlar. İste Müslüman, Allah tarafından verilen bu yetenekleri en isabetli kullanan kişidir.

(Necmettin Erbakan’ın konuşmasından esinlenmiştir)

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Erkekler ne ister

Biri olsun ister

Başka kimsenin olmayan biri

Gerektiğinde gerektiğinden fazla olmayan akli,

Kendinde bir araya gelemeyen, keskin zekâ ve sezilemeyen sezginin essizse buluşmasını sever.

İçinde mana olan maviyi, yeşili, elayı, karayı sever.

İçindeki manadan bir kısmını kendine saklayan maviyi, yeşili, elayı, karayı da sever.

Akil dünyasının dışında,

Hissilerle,

Oyunlarla,

Hayallerle,

Gülüşlerle,

Sevişlerle uçularak gidilen diyarlara yolculuklar ister.

Paranın satın alamayacağını,

Zaten kendinde olan parayla satın alamayacağı his ister, fikir ister, seviş ister

Erkek bazen ister.

Yemeğin salçalısını sevdiği doğrudur.

Ama salçası az da olsa ustaca sunulan yemeği de yer.

Nazin azini cok sever.

Sıkıldığı için gider,

Aklinin yettiği yerde bırakır,

O yüzdendir sevdiği, aklinin yettiğinin ötesinde olsun ister

Bilir ki dünyayı kendi yönetir

Bu gücünün o varlık karşısında diz çöküşünü izler,

Sahibinin kucağında masumca erimek ister

Maalesef bütün bunlar bir kişide olsun ister

Bulamazsa birini daha ister.

Ama bazen sadece bir gülüş ister.

Çoğu zaman yeten ve artan bir gülüş.

Erkek bazen inatla ister.

His ister, oyun ister, hayal ister, gülüş ister.

Sevgisi terazide ölçülmesin ister.

Anlaşılmak ister.

Bir kerede anlaşılmak ister.

Erkek bazen gerçekten sadece his ister, oyun ister, hayal ister, gülüş ister, seviş ister.

Erkekler çok şey istemez, sadece bir gülüş ister.

Hepsini bir gülüşe, bir söze, bir yeşile, bir sevişe sığdırabileni ister.

Ve sonra onu deli gibi sever.

Uncategorized içinde yayınlandı | 1 Yorum

Ozgurluk

Mekan ve zaman sanaldir. dolayisiyla yalandir. evet islam dusunurleri zamaninda demisler, insan aslinda dunyada cismin golgesini yasar. gercek olan sadece Allah tir diye.

nasil mi.buldum. bir kaplumbaga dusunun. okulundan cikti evine gidiyor. okul ile evi arasi 100 m. bu mesafeyi bitirmek icin oncelikle, yolun yarisina gelmeli. 50 m geldi. evet simdi geri kalan yarisini yurumeli ki, evine annesine kavussun. 25m daha ilerledi. evine 25m kaldi. tahmin edin simdi ne yapacak. geri kalan 25m nin de yarisini bitirmeli. 12.5m kaldi yolun bitmesine. simdi yine geri kalan yol 12.5m nin yarisini, sonra geri kalan yolun yarisini bitirmeli… geri kalan yol adet olarak sonsuza giderken, alinan mesafe (x) sifira yaklasiyor, kaplumbaga eve hicbir zaman ulasamiyor. ama ulasti. belki oyle(ymis) gibi gorunuyordur. belki hayatta hersey oyleymis gibidir. yasadigin omur mesela. 100 yil yasaman icin once onun yarisi olan 50 yili yasaman gerek. sonra geri kalan omrun yarisini…zaten yasadigini sandigin ilk 50 yili da yasamadin ki. cunku o 50 yili yasaman icin onun yarisi olan ilk 25 yili yasaman gerekti..

zaman ve mekana sigmaz Allah. Allah katinda zeman ve mekan yoktur. Allah katinda gercek olmayan sey de gercekte yoktur.

ozgurluk nedir peki. bence iste budur. fani olandan siyrilmak. zamandan ve mekandan. yalan olandan almaktir kendini. en fazla 100 yil yasadigimiz(!) yalan dunyadan. gercek olana kavusmaktir. Gercek olanla yasamaktir, ozgurce O’nun ellerinde.

Uncategorized içinde yayınlandı | 1 Yorum

Çocukça

Ey dünya! Ne kadar büyük olursan ol, bir burası olamazsın benim için. Köyüm gibi kokamazsın. Duygularımın doğum yeri burası. Anılarımı gömdüm ben bu sulara, havaya toprağa, eriğe, yeşile, usluca durusuna gökyüzünün. Hayallerim buralı benim. Her ne kadar göçsem de uzaklara, bilirim beni bekler. Beni bekler bisikletle denize kaçmak, beni bekler elimle balık tutmak, beni bekler bir gün büyümek ve adam olmak.

Ey dünya! Ne kadar yüksek olursan ol, benim için hala en yüksek yer iste bu minaredir. En hızlısı 45. sn de bu minareye çıkmak ve inmektir. Ne heyecanlar vaat etsen de değildir daha heyecanlı bir saklambaç oyununda bana yaklaşan ebeden. Korkma tekerleğini ben çaldım. İki çubuk takıp oynadim kendimce. Şambiyellerin bende. Denize gittim onla. Üstüne bindim, düştüm. Sevmedim senin yaptığını, yüzdüm kendi usulümce.
Küçüklüğüm buralı benim. Ağlayan, çoğu zaman gülen, durmayan hep kosan, soran, hiç büyümeyen, bilseydi büyümenin böyle olacağını ona da ağlayan küçüklüğüm, büyük sevgilerim buralı benim. Hiç duvar yok burada fikir için, mekan için. Biz kısaltma kullanmadık senin gibi vergi için, sınav için. Ve uzunca yasadık hayatı bir yudum sevgi ile, bir ufak tebessüm için. Hiç öldürmekdik oyunlarımızda senin gibi çocukları.
Şimdi al bende neyin varsa. Tek istediğim senden geri ver bana benden çaldıklarını. Küçüklüğümü, umutlarımı, hayallerimi.
Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Borcum borc da bu ne istah

Bu devlet, kizlarin irzina gecmis, adam oldurmus sapiklari, katilleri yakin tarihte affetti. Universite okumus, helal yoldan para kazanmak isteyen ogrencisinin kredi burcu affina gelince aslan kesiliyor.

unv yeni bitiren, is bulma telasindaki, evlenme kosusturmasindaki garibandan 5 yilda verdigini esit oranda iki yilda geri almak..bunun neresi iyilik. neresi sosyal devlet..

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Issiz Adam

Izlemeseydim dedigim bir film. Etkiledi. Olmadik bir anda kotu etkiledi. Yonetmenin essiz anlatimi izleyeni bir vakum gibi icine aliyor filmin. Ama film bitiyor ve siz hala devam etsin istiyorsunuz. Kotu bitmesin ne olur dercesine.

Senaryosu her ne kadar siradan da olsa yonetmenin etkili sunusu filmi farkli kilmis. Oyuncu secimlerinde daha isabetli tercihler yapilabilirdi. Ada nin konusmalari amator dusmus. Filmin siirsel, ve bazen masalsi anlatimina tarihi gecmis yemek tadi gibi. Ama daha uzulen tarafa, o masum yuzlukukte bir kisinin konmasi filmin sonunda aglayanlari daha da etkileyen faktorlerden biri olsa gerek.

Erkek oyuncu isabetli bir secim. Rolu ustune giyinmis gibi. Hatta filmin sonunda bu kisi acaba bole bir karakter mi diye suphe ettim. Annesinin tarif ettigi kisiligi ile izleyici bile sonralari tanima sansi buluyor icini karakterin.

Ama her iki kisinde de sanki yaptiklari analizlerdeki mukemmelliyet, kisilerin hayatlarinin diger evrelerine pek sansimamis gibi. O analiz sahneleri de sanki yazarin zekasini el feneri gibi izleyenin gozune tuttugu an gibi kaliyor bu yuzden. Kisileri bir butune oturtamayan karakter kareleri de var. Modern hayatin cirkinliklerini yasayan her iki taraf da geriye donuk dayanaklari sunamamis. “Icimdeki bir mikrop” olarak gecen o sekil bir aliskanlik 20 yas sonrasi cebine konmus gibi. Muzigin derinliklerine hakim olan bir kisinin, yemek yapmayi sanatla bulusturmus bir insanin bu tur bir aliskanligi olmasi sanirim insanin o hale gelmesi masalin kayip ayagi. Izleyen de bulamiyor o kayip ayagi. Aynisi Ada icin de gecerli. Erkekleri ve onlarin balik tutma taktiklerini bu kadar iyi sezen ve bilen birinin olasi gecmisi ile o anki resmi arasinda eksik kareler var.

Filmi etkili yapan seylerden biri, filmin akisina kendini kaptirmisken, tam film senin gunluk hatayindan olmusken, beklenmediklerin bir anda bicak gibi kesmesi. Ayrilik sahnesi gibi. Burda etkilmeyi basariyor film.Ama  yazar izleyiciye hic acimamis. Goz yaslarini hedef almis. Belden alta vurmus. Zavalli koltugunda oturup filmini izleyen garibandan alacagi var gibi.

Sonuc olarak film, kiz oyuncunun konusmalarindaki ilkokul siiri okuyan ezber havasi disinda mukemmele yakin.  Filmin en guclu bacagi yonetmen sandalyesi, senaryonun siradanligini akliniza bile getirmiyor.

Her etkileyici filmden sonra yaptigim gibi karakterlerin filmin icindeki gibi olmadiklarini kendime inandirip bir nebze olsun bu gercek kisilik degil, bu gercek hikaye degildir demeye calismak oldu. Ve yine basardim.

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Turkiye de İşler Neden Yolunda Gitmez

f maÇünkü F=m.a dir. F kuvvet, m kutleyi temsil eder. a=F/m dir ve kutleye kazandirilan ivmedir. İvme kuvvet ile doğru orantılı, kütle ile ters orantılıdır.

Burada F, net kuvvettir. Fnet=Ftoplam-Fsürtünme dir. Yani kütleye asıl hız kazandıran kuvvet sürtünmeden sonraki elde kalan net kuvvettir.

Turkiye de her ne kadar uygulanan Ftoplam büyük olsa da Fsürtünme de maalesef büyüktür. Örnegin bir öğrenci olarak okumak için harcadiğiniz çaba, enerji, ATP nin bir kısmı, sürtünmeye harcanacak ve kaybolcaktir. Başörtünüz sürtünmeye takılır. Eğer dindar bir araştırma görevlisi iseniz hocanızın bu gözüne takılır. Ve siz öğretim görevlisi olmaya odaklanmak yerine, bir de gereksizliklere toplam enerjinizden bir kısmını harcarsınız. Ve yine 3G, ihaleye takılır. Bir Japon un şekli göze takılır. Bulduğunuz bir petrol kuyusu yasaya.

Eğer bir basketbol oyuncusu iseniz mac gunu oruç tutmanız sürtünmeye neden olur. Dinini yaşamak isteseyen bir öğretmen iseniz dinsiz müdürün size yaptırımları elinizdeki, kolunuzdaki, aklınızdakı Ftoplamdan bir kısmını onunla sürtüşmeye götürur.Fizik kurallarinda oldugu gibi bu sürtünme kuvveti sonrasi açığa sadece ısı çıkar ve ortamın ısınmasına neden olur.

A=F/m formülünde ivmeye ters orantılı m kutlesi kişinin ilgi alanını temsil eder. İşi olmayan yere burun sokup sokmamayı. Bir kaportacının bir mühendisin alanına girip kendine gereksiz yük alması gibi. İşine olmayan işe karısmak gibi. Yani bilmiyorsan sus, biliyorsan yerinde konuş ki lafın, enerjin, zamanın, beyninde soyleyeceğin kelimere ayırdığın bellek, elini sallarken harcadigin ATP boşa gitmesin. Yani zorlama kendini. Yani memleketi 2 saatte ağiz dalaşı ile kurtaramazsin. Yani o 2 saati düzgün harca. Ne ise işin onu yap.

Dersanede fizik hocamiz F=m.a her derde deva derdi. Gerçekten de öle imiş. Memleketin çözümü bence burda. Sürtünmesiz, herkesin birbirine saygı duydugu, herkesin kendi işine odaklandiği bir hayat.

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Mashups

Mashup is a web application that combines more than one source into one integrated tool. Content used in mashups is typically sourced from a third party via a public interface or web service. Other methods of sourcing content for mashups include Web feeds (e.g. RSS or Atom), and screen scraping. Many people are experimenting with mashups using Amazon, eBay, Flickr, Google, del.icio.us, Microsoft, Yahoo and YouTube APIs.

Assume that we have market place including wide range of products to consumers. At the same time, to compete in the Web, we support people a web site that exhibits our products. Unless the user who visit web site gives his/her personal information, the data belonging user that we can have is IP number of client computer. By using this IP number, we can identify the exact location of user, country and specific location in country (http://www.ipaddresslocation.org/). Then, we can get the forecast in that particular region of user by taking service from, for example http://www.weather.com, a forecasting web site. Finally, by checking our stock data we can define goods that user may be interested in. Let us say that next 3 coming days the weather in user’s region will be raining. So we can offer him/her relevant stuff with a promotion.

More info can be found on http://www.programmableweb.com

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Okumak

Okumak bence bir eylemdir. Kosmak gibi. Hangi yone kostugun gibi. Cok okumak hizli kosmak gibidir. Hangi yone hizli kostugun gibi.

Neyi okudugun onemlidir. Daha onemlisi nicin okudugundur. Okumak yonlu bir eylem olmali. Yani bir hedefi olmali. Amac, okumaya deger katan en onemli seydir. Kuranin eksigini aramak icin okumak vardir, hikmetinden yararlanmak icin okumak baskadir.

Bilgi yonsuzdur. Bilgiye yon katan kapsamdir(context). Okunan sey bilgi ise bu okuma eylemi faydasizdir. Kitaptakinin kafaya transferinden baska bir ise yaramaz. Yani bir ulkenin daglarini yukseklikleri ile bilmek ne amacla gerekli. Ilk okulda ogretilen ezber tarih simdi kimin aklinda. Tarih tekerrur ettigi icin mi ogretiliyor yoksa olesine mi.

Okumanin diger bir saglik olcusu insana olan etkisidir. Cok okumak karakteri bozuk bir insanin karakterini olumlu yonde degistirmiyorsa o okunanin zaman kaybindan baska manasi yoktur.

Bu kapsamda bence ilk, neden neyi okumaliyim sorusu cevabi aranmasi gereken seydir. Neyi okumaliyim daki kriter kitabin bilgi veya “knowledge” duzeyinde olup olmadigidir. Okuma eylemindeki asil, oz amac da, kitapdaki yararli bilgilerin insandaki karakter bozukluklarini duzeltme, kisiligi gelistirme yonunde olmasi gerekir.

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Annem

Ailenin en kucuk cocuguyum. En az dert goreni de benim. Annem ve babam 17 yaslarinda evlenmisler. Yani benim lise donemime denk geliyor. Babam da ailenin en kucuk cocugu. Onun benden farki o cok sikinti gormus. Annem de ole. Annemin babannemden dolayi yasadigi zorluklari ezberimde tutamazdim. Yeni birini anlatir ben de sasirirdim. Kimine babaannem vefat etmeden once sahit oldum. Cocuk olmama ragmen beni de uzerdi. Sonra oyunuma devam ederdim. Birgun babaannem yaslandi. Kendine bakamaz hale geldi. Kendisini cok sevdigim icin babamin yaninda kalmasini cok isterdim. O da ole. Cunku diger cocuklari onu horluyor, bakimini yapmiyorlardi. Annem ole degildi. Bir cocuga bakar gibi bakti. Kotu soz soylemedi. Ve simdi hayret ediyorum. Annemin babaannem yuzunden cektigi sikintilar ve Onun yasliliginda ona ettigi hizmet. Ve annemi daha cok sevmeye ve takdir etmeye basliyorum. Butun yasadiklarina ragmen o yasli kadina off bile demedi. Allah annemi de babami da Cennet ine direkt koysun. Amin.

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Dakika 1

Qatar in baskenti Doha da aktarma nedeniyle beklemek zorundayim. Arkamda konumlanmis akici Turkce konusan(Muhtemelen Turk) bir aile var. Cocuklari cigerlerini parcalarcasina agliyor. 6 aydir ne Tayland da olsun ne Malezya da birak ciger parcalamayi, aglayan cocuk sesi duymayinca kusura bakmayin size normal gelebilir ama bu bana normal gelmiyor. Cocuklari nerdeyse hic aglamayan bir toplumdan, cocuklari AGLATILAN bir topluma adapte olmak zorunlulugu nasil bir duygu bilir misiniz. pek hos degil.

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Gidiyorum Malezya dan

Bir taraf seviniyor, bir taraf uzuluyor. Ben de karisik duygular icinde, bir tarafim seviniyor, bir tarafim uzuluyor. Kolay degil 1.5 yildir hatiralarimi serpistirdim buralari( her ne kadar sevmesem de) geride birakmak. Zaten hali hazirda cok olan ozlemlerime bir yenisini daha ekliyorum. Hissettigim duygularin tatlarini, tanidigim insanlardan bazilarini, serin bir aksam melteminde yurudugun yollari, beraber calismaktan zevk duydugum “supervisor” imi ozleyecegim. Bir de Twin Towers’ in o essiz goruntusunu izlemeyi. En cok Yavuz abi seni. Gidiyorum Malezya dan, geride kalanlara ragmen.(cok duygusal kacti ama bu seferlik boyle olsun artik)

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Turkiye den kisilik manzaralari

Ali Seriati nin ‘insanin dört zindanı” kitabında bahsi gecen zindanlardan biri toplumdur. Çocukluğu ile başlayan süreçten itibaren insan öğretilerini, konuşmasını ve en önemlisi ve acısı fikirlerini, fikirlerinin davranışa yansıması olan reflekslerini toplumun şekillendirmesine teslim eder. Bu zindan tabiri ile geçer çünkü gerçekten de oledir. Bunun en açık delilini çok uluslu insanların bir arada bulunduğu ortamlarda gözlemlemek mümkün. Ki görülecektir ayni ülkenin insanları benzer davranış modellerine sahiptir. Benzer refleksleri gösterirler. Benzer hataları yaparlar, benzer düşünürler. Bunun sosyolojik, psikolojik ve daha birçok pencereden mantıklı açıklamaları vardır.

Bunun ötesinde Türk insani, özellikle gençliği üzerine birseller paylaşmak istiyorum. Burada genelleme yapmak istisnalara haksizlik olacaktır ama onların kaideyi bozmaya hakları olmadığı için ben sözümü söylemek isterim.

Küçük yaslarda baslar hersek. Aslında bu her şey tek bir şeydir. Birey olmak. Veya daha doğru bir ifadeyle birey olmamıza, birey olarak kabul görmemize izin, imkan verilmemesi. Kısaca birey olamamak… Birçok kişi yaşamıştır bir başkasının kimliği ile kendisinin anılmasını. “Bak olum babasına benziyor” gibi. Daha kötüsü bir başkasının bireysel kalıbına, daha yumuşak ifade ile onun örnek modeline uyamamanın getirdiği baskıyı. “Olum neden abin gibi zeki değilsin”. Bu, kişinin fikirlerinin kabul görmesi boyutunda daha acıklı bir şekilde devam eder. “Dur sen neden anlarsın; bir de daha bu yasta”. Evet maalesef bu yasta; öyle bir yaş ki insan kişiliği sekil alır veya alamaz, şekilsiz kalır. Kendi aklini üstün gören, kendi keline deva bulamamış toplum akil verir bireye ki bunun su manası ağır basar kişide: “Bak yavrum senin aklin yetmez ben sana benim aklimi, fikrimi verim”. Birey gayet normal olarak hata yaptığında veya uygun olanı(!) seçmediğinde “ben sana dememiş miydim. Tabiî ki ole olmaz” klasik tepkisi.

Neden-sonuç ilişkisi ile birlikte birey izin verilmez kendi kaderini yasamaya. Başkalarının ödünç fikirleri ve kabullendirmeci baskıları bireyi topluma karşı koşullandırmaya devam eder. Çocuklukta kendisine sorumluluk verilmeyen, hayati gerçek manada kendi kontrolü altında tecrübe edemeyen, kişiliği kıskaç altındaki bireylerin toplumdan bir alacağı vardir. Kabul görmeyen kişiliği. Bir gün gelecektir kendisini kabul ettirme şansı doğacaktır. Abisinden daha zeki olamasa da, fikirlerine saygı duyulmasa da, kendisine söz hakki verilmese de, bir gün gelecektir. Ve hatta o gün çok yakindir. Ergenlik. Kişiliğin tam da oluşma zamanı. Türk genci için oluşamayan kişiliğin intikam zamanı. Mühendis olan abisinden daha zeki olmayan, sanata yatkınlığı da saygınlıkla karşılanmamış gencin güç gösterisi zamanı. İşte bu zamandır değişik giyinip farklı olma yoluna gitmek. Birey olarak ben de varım deme çabasına düşmek. Bu zamanda metal rack dinlenmeye başlamak. Kızgın olan birey kendi gibi hayata kızgın kişiler bulmuştur. Üniversite gerekli olmasa da kazanılmalıdır. Bilgi öğreniliniz. “Ama gereksiz deme. Bilgi GUCTUR. Bir gün gelir lazım olur”. Lazım olduğu gün kimsenin bilemeyeceği bilgiyi bilme inceliğidir hesap. Arabaların son ses açılması da bu zamana denk gelir. Milyarlar ses sistemine yatırılır. Son sessiz bass, son ses volume. Dinle beni ey toplum. Benim sesimi dinle. Benden kaçacağını mi sandın. Seninle hesabim var benim. Yanıldın. Otobanda değildir son ses. En işlek caddededir. Yani kişisel bir zevk mevzusu değildir bu, toplumsaldır.

En bariz ve acıklı olanı ise, iste bu zamandır kişinin kendini göstermek, kabul ettirmek için cinselliği kullanması. En azından bir birey olan yattığı kız onu kabul etmiştir. Onun bir erkek olduğunu, güçlü olduğunu, herkes varken onu seçmenin ayrıcalığını(!) hissiyatını vermiştir. Abisini değil onu seçmiştir. Mahallede o kadar erkek varken beni seçmiştir. Ben, ben, ben..”Ben”e vurgu. Daha güzel kız, daha zengin kız, kız olan bir kız, beni daha da yüceltir. Kişilik daha da değer kazanır. İntikam daha vahim alınır. Ve bütün yapılanlar iki kişi arasında kalmaz. Duyulmadır arkadaşlar arasında. Anlatılır herkese. Hani biri vardiya fikirlerine önem verilmeyen, abisi kadar zeki olmayan iste o bunu bunu yapmış dedirtmektir mesele. Ulu orta yerde cinselliğin herkesin önünde utanmadan yapmanın nedeni de. “Eyy toplum gör. Seni sallamıyorum, ayni senin beni sallamadığın gibi”. Kabullenmediğin ben işte yol ortasında, toplu taşıma araçlarında yani “gözünün içine girsin artik, gör” yerlerde sana haykırıyorum. Ben bir birey oldum. Gücüm var, gücümü kabul eden biri var. Altımdaki Colins (sen de yok parantez içinde) var. Sen beni beğenmiyordun simdi de ben seni.

Filmin sonu gelmiştir. İntikam alınmıştır. Ama simdi nereye gideceğiz. Hayat çok mu boş. Eroin mi? nasıl bişey. Neden olmasın. Gerçekten dediğin gibi farklı his veriyor mu insana. Yani her gece içtiğimiz içki gibi mi. Para mi? Kolay…Su öndeki adamım ensesi kalına benziyor. Ahiret’ te hesap mi. O ne ki ‘kanka’.

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Ne, Neden, Nasil

Basit manada hayat ve icindeki eylemler 3 adet soru ile tanimlanabilir. Ne (what), neden (why) ve nasil(how).

Bu sorular farkli boyutlardan bakmayi saglar. Daha onemlisi nasil bir masanin 3 ayaginin herbirinin hayatsal onemi varsa bu 3 sorunun ilisigindeki cevaplarin da oyle onemi vardir. Herhangibirinin eksikligi masanin devrilmesine neden olur.

Mesela, bir organizasyonu ele alalim. Bu organizasyon neden var. yani neden vucud buldu. Amaci nedir (neden). Ne yapar. Hangi eylemleri gerceklestirir (ne sorusu). Amac ve eylem ikilisini hangi dokuda, dizide, mekanizmada, metotta, metadolojide bulusturur, amaca nasil ulasilir( how sorusu).

Turk milleti olarak genele konusmak gerekirse ne ve neden sorularinin cevabini biliriz ve ogretiriz. Bunlarin uzerine yogunlasiriz. Sen basarili bir ogrenci olacaksin. Cagdas, medeni bir ulke olacagiz. Yeniden buyuk bir turkiye olacagiz. Butun bunlar amaclarin adidir. Eylemin nedenini belirleyen sebeplerdir.. neden sorusunun cevabidir. Peki ne yapilacak. Basarili bir birey olmak icin cok kitap okumali, organizyon yeni elemanlara egitim vermeli, haftalik raporlar yazilmali. Eylemler belirli olcude belirlenmis olmasinna ragmen bunlarin nasil organize edilecegi, neden sonuc iliskisi icindeki konumlarina gore dizilenmesi, bir mekanizmaya oturtulmasi, kisilerin ilgi ve yeteneklerine gore gorevlerin tayin edilmesi, amac edilen yolda istenen verimde ilerlemesi yani nasil sorusunun cevabi es gecilir. Bu da masanin devrilmesine neden olur. Sirkete yeni beyinler bulacagiz ama nerde, nasil, kim bulacak, bulduktan sonra nasil bir yol izlenecek, hedef kitle nedir, kaynaklar amaca ulasmak icin yeterlimidir ve etkin bir sekilde organize edilmis midir. Kontol ve takip mekanizmasi nasildir. Yani nerdedir masanin 3. ayagi.

Ingilizler koken olarak davranis piskolojisi uzerine kuruludur. Ogretiler eylemleri (‘ne’ yi) salt olarak vermektense onu bir butunun icinde (nasil) vermeyi yeglerler. Bu da onlari nasil da ustun kilmistir. Nasil ingiliz, topragindan 10 binlerce km uzaktaki uluslari kendine bagladi. Nasil ingiliz somurdugu ulkelerde kendine hayranlik uyandirmayi basardi. Once amaci bellidir isin. Somurup ulkelerin zenginligini ele gecirmeliyiz. Yani neden somurmeliyiz. Bundan sonraki asama iste burasi kritik. Hangi soru ikincisi olacak. Eger somurmek icin ne yapmaliyiz ile baslarsan yanilirsin. Cunku eylemler kendi basina yonsuzdur. Dizilmemis misir tanecikleri gibi durur. Eylemin tekrar edilmesi ayni sonucu doguruyor gibi gorunse de hangi amac icin hangi butunde nereyi teskil eder bunun cevabi eylemin asil degeridir. Bu nedenle 2. soru nasil somurecegiz olmustur.  Ornegin bu suna benzer. Ben onumde gordugum yolun sonuna varacagim ve yolun sonundaki degere ulasacagim(1. adim..amac). simdi eylem olarak adim atacagim dersen, su soru akla gelir. Peki oraya nasil varacaksin. Araba ile mi, atlami yoksa yayan mi. Araban varsa  adim atmak bir deger ifade etmez. O yuzden nasil sorusu ne sorusundan once gelmelidir. Sonra araba ile gitmenin eylemleri siralanir. Araba calistirilir vs.

30 milyonluk dunya hakimiyetini eline gecirmis yahudi ile 1 milyardan fazla islam nufusunu birbirinden ayiran yine nasil sorusunun cevap bulma duzeyidir. sistemini kurmus olan yahudi nasil sorusunu es gecen muslumani cok kolay somurleyi basarmistir..

Bu sorular ayni zamanda bir olcu olarak da kullanilabilir. neden. Cunku biz islamin hakim olmasini istiyoruz. Ne yapayorsunuz bunun icin. Yemekler veririz, elimize verilen kitaplari okuruz, namaz kilariz. Peki amaciniza ulasmak icin bu eylemler isabetli, mantikli, fiziken, sosyalojik, ekonomik vs olarak mumkun kilar nitelikte mi. Bu olay orgusu istenen amaca goturur mu bizi. Yani masa ayakta durur mu istenildigi gibi.

Hareketin oldugu yerde aksiyon vardir, ne sorusu cevap bulur, dusuncenin oldugu yerde nasil sorusuna, bilinc neden sorusuna cevaptir. Muhim olan ise butun bu sorulara cevap bulmak olsa gerek.

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Ne mutlu Hamaslıyım diyene-Yilmaz Ozdil, Hurriyet

Vallahi kıskandım… Hep böyle altı

okka bi başbakanım olsun isterdim.

*

Evlatlarımız kahpe pusularda şakır şakır şehit edilirken, açsın telefonu Barzani’ye, “eksküzmi” desin mesela… “Bundan böyle sınırdan kedi bile geçerse, çadırına F16 yağdırırım, nerden geldiğini şaşırırsın” desin… İsterdim.

*

Kafamıza çuval geçirdiklerinde, isterdim ki, toplasın kabineyi acilen, “İncirlik’e kilit vurdum” desin… Çağırsın ABD Büyükelçisi’ni, “Bak arkadaş, ya çıkıp özür dileyeceksiniz, ya da topla tasını tarağını Nebraska’ya kadar yolun var, anca gidersin” desin…

İsterdim.

*

Annan Planı’nı burnumuza dayadıklarında, kaldırsın telefonu, “Bizde güzel bir laf vardır dostum Kosta, senin anan güzel mi?” desin, şakayla karışık… Gitsin Kıbrıs’a, “Biz burdayız kardeşim, santim kımıldamayız, çok rahatsızsan ananı da al git” desin…

İsterdim.

*

Bize turistik vize bile verirken bin dereden su getiren ülkelerde bölücüler cirit atıyor, AB çatısı altında konferans filan düzenliyor… İsterdim ki, çıksın Meclis kürsüsüne, “Toprağıma, milletime yönelik bu husumet bitene kadar, AB ile ilişkilerimizi askıya alıyorum” desin… “Benim için bitmiştir, daha gelmem Brüksel’e” desin… İsterdim.

*

Uzatmayayım…

Kıskandım.

Ömrüm boyunca özlemini çektim.

Hamas’a nasip oldu.

*

Ne mutlu Hamaslıyım diyene.

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Trends in Computing Platforms

A big change in computer world has been manifesting. It is the change on the computing platform. The history of computing had the era of mainframes which are combination of a main and big computer and terminals connected to it. The connection link between these two edges was limited physically in short distance like two separated rooms of a building.

Now we are living the era of personal computers. All stuff needed to have execution is under the hand like on your laptop in a bag. The platform of computing is so personal that it is not easy to combine different work from different places in one platform. Realizing that problem Google has come up with an office solution which is online as an alternative to that very personal office of MS. The reason behind deriving Silicon Valley to think about this change nowadays is that being personal islands of mass of computing platform makes aggregation, combination and manipulation of data and information hard when needed. Is it needed? No doubt. Plus it has many problems such as when comes to authorization. There are many illegal operating system users of MS and they can’t find a solution for that. MS’s moving the classic operating systems to totally online platform is another significant example this trend we are talking.

At the end of the day, the coming new platform is so similar to the old mainframe system. That one main computing unit which houses operating system and many terminals without capability of computing sounds similar to us. What is the difference? It is distance. Not a building scope any more.

Mashup is an example of this trend also. MS Popfly, Yahoo Pipes are the ones that keep execution on their side, not on client’s side. Client has one editor interface to develop applications. The source of application can be any web source or file residing on the web.

The time will be determiner of the success criteria of this formation. however, for now I think web itself is not mature enough to provide the required platform for applications and a proper communication. Web technologies are not as powerful as standalone systems. Sending a bit from local hard disk to local CPU is not the same sending it from the USA to China for being processed. I do believe  internet and web technologies will adapt its power, structure and deployment by taking consideration of this trend in the future.

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Yapay Zeka

Bilgi cagi kendi icinde data, information processing olarak gibi alt bolumlere ayriliyor. Yeni yeni knowledge era olarak bilinen insanin deneyim, tecrube, “wisdom” gibi konsepleri somut uzerinden islemisi, paylasmasi, degerlendirmesi gundemde. Yani bir tecrubenin modellenmesi, saklanmasi, sorgulama ile cikarsamalar yapilmasi, butun bunlarin bir surece oturtulmasi… Bu bahsi gecen islemler aslinda pek kolay degil. Cunku konseplerin bilgisayar ortanimda saklanmasi ve kullanilmasi insan gibi dogal zekaya sahip olan bir yapiyi gerektiriyor.

Unutma, sezme, ogrenmenin matematiksel modellerinin oldugu bir kesinlik. Ege unv de matemetik hocam ile yaptigimiz bir sohbette, bir calismasinda insan unutkanliginin 3. dereceden bir denklem ile temsil edilebilir oldugunu bulmus. Konsept modellenebildigi gibi, konseplerin kendi aralarindaki baglamlari da modellenebilirdir idealde. Bu dogal dil islemede kendini daha cok hissettiren bir hadise.

Yapay sinir aglari ogrenebilme yetenegine her ne kadar sahip olsa da, islem yetenegi insan beynini simule ettigi manasina gelmez. Yapay hucre belirli islem kabiliyetine sahip. Bununla beraber yapay zekanin diger alanlarinin herbiri insana ozgu bir ozelligi barindiriyor sadece. Mesela fuzzy logic sezgisel-insana has olan bir yetenek- karar vermeyi belirli oranda gerceklestirebiliyor.

Ama yapay zekanin eksik kaldigi sey, genel bir ust modelden, buna metamodel de denebilir, yoksul olmadir. Daha cok yapay zeka belirli bir ozellik kazanimina yonelmistir. Bu 1960 lardaki fonksiyonel programlama yaklasima benzesir. Fonksiyon, programa eylem ozelligi katmayi saglar. Ama daha sonralari eylemik bakistan nesnel yaklasima gecildi ki hala gecerliligini koruyan da budur. Nesyeyi temsil eden bir model var; eylem nesnesin bir ozelligi rolunde. Simdi knowledge yonetiminde de benzer sureci yasiyoruz. Uzman sistemler olsun, fuzzy logic olasun, yapay sinir aglari olsun insanin belirli fonksiyonlarini temsil etme seviyesinde. Ne zaman insan dusuncesi, soyut kavramlari, veya salt olarak kendisi temsil edilir o zaman bilgi caginda cag atlanacaktir. Bu konuda ontoloji, semantic web gibi alanlarin atalimi onemli rol oynayabilir.

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Bilgi Cagi

Tarihin seyri boyunca tarim cagini, sanayi(makinelesme) ve bilgi cagini gorduk. Her donemin kendine has belirleyicileri oldu.

Tarim donemi boyunca onemli olan kas gucuydu. Ne kadar cok calisirsan o kadar cok kazanirsin. Lineer bir kazanc denklimi, cok kas gucune(insana) sahip olan daha cok kazanir der. Kazanc= kas X zaman

Sanayi devri kas gucunu dengi olan makine gucune cevrim ile ozdeslesti. Isin makineslesi, makinenin guc ve dogal olarak kazanc denkleminde yerini almasina neden oldu. Makenik dusunce en uretken yerde ve bicimde insanin yerini almaya ve bunu makenik uygulamalara aktarmaya odaklasti.

Bilgi caginda insan kendine yoldas olarak bilgisayari edindi. Ve suan guc bilginin kazanca donusumunde sakli. Kafadakini 1 ve 0 duzleminde ifade edebilen insan, dusuncesini eylem kemigine dokturmede bir adim daha ileri gitmeyi basardi. Kazanc ne kasta ne de zamanda. Dusunce para etmeye basladi. Yani beyin. Kazanc dogrusal degil ‘exponential’ bir denklemin urunu oldu. Youtube nin milyar dolarlar yapmasi gibi. Tarim kulturunde oldugu gibi zaman ve kas belirleyici unsurlar degil. Cok calisanin kazanma garantisi yok. Cok dusunenin belki.

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

The Picture of Islamic World

Some thoughts: Extracts of speech by Hafez A.B Mohamed: Director-General, Al Baraka Bank.

Demographics:
o  World Jewish Population: 14 million
o  Distribution: 7 M in America
5 M in Asia
2 M in Europe
100 thousand in Africa
o  World Muslim Population: 1.5 billion
o  Distribution: 1 billion in Asia/Mid-East
400 M in Africa
44 M in Europe
6 M in the Americas
o  Every fifth human being is a Muslim
o  For every single Hindu there are two Muslims
o  For every Buddhist there are two Muslims
o  For every Jew there are 107 Muslims
o  Yet the 14 million Jews are more powerful than the entire 1.5 billion Muslims

Why?

Here are some of the reasons:

Movers of Current History:
o  Albert Einstein             Jewish
o  Sigmund Freud            Jewish
o  Karl Marx                   Jewish
o  Paul Samuelson           Jewish
o  Milton Friedman         Jewish

Medical Milestones:
o  Vaccinating Needle: Benjamin Ruben     Jewish
o  Polio Vaccine: Jonas Salk             Jewish
o  Leukaemia Drug: Gertrude Elion          Jewish
o  Hepatitis B: Baruch Blumberg     Jewish
o  Syphilis Drug: Paul Ehrlich             Jewish
o  Neuro muscular: Elie Metchnikoff      Jewish
o  Endocrinology: Andrew Schally       Jewish
o  Cognitive therapy: Aaron Beck             Jewish
o  Contraceptive Pill: Gregory Pincus         Jewish
o  Understanding of Human Eye: G. Wald   Jewish
o  Embryology: Stanley Cohen          Jewish
o  Kidney Dialysis: Willem Kloffcame Jewish

Nobel Prize Winners:
o  In the past 105 years, 14 million Jews have won 180 Nobel prizes whilst 1.5 billion Muslims have contributed only 3 Nobel winners
Inventions that changed History:

o  Micro- Processing Chip: Stanley Mezor         Jewish
o  Nuclear Chain Reactor: Leo Sziland            Jewish
o  Optical Fibre Cable: Peter Schultz           Jewish
o  Traffic Lights: Charles Adler          Jewish
o  Stainless Steel: Benno Strauss         Jewish
o  Sound Movies: Isador Kisee           Jewish
o  Telephone Microphone: Emile Berliner          Jewish
o  Video Tape Recorder: Charles Ginsburg Jewish

Influential Global Business:
o  Polo: Ralph Lauren        Jewish
o  Coca Cola                                         Jewish
o  Levi’s Jeans: Levi Strauss          Jewish
o  Sawbuck’s: Howard Schultz Jewish
o  Google: Sergey Brin           Jewish
o  Dell Computers: Michael Dell          Jewish
o  Oracle: Larry Ellison         Jewish
o  DKNY:                 Donna Karan        Jewish
o  Baskin & Robbins: Irv Robbins          Jewish
o  Dunkin Donuts:      Bill Rosenberg      Jewish

Influential Intellectuals/ Politicians:
o  Henry Kissinger , US Sec of State                Jewish
o  Richard Levin, PresidentYaleUniver sity        Jewish
o  Alan Greenspan , US Federal Reserve          Jewish
o  Joseph Lieberman                                       Jewish
o  Madeleine Albright , US Sec of State            Jewish
o   CasperWeinberger , US Sec of Defence       Jewish
o  Maxim Litvinov , USSR Foreign Minister      Jewish
o   DavidMarshal , Singapore Chief Minister     Jewish
o  Isaacs Isaacs, Gov-GenAustralia                 Jewish
o  Benjamin Disraeli, British Statesman            Jewish
o  Yevgeny Primakov, Russian PM                  Jewish
o  Barry Goldwater , US Politician                    Jewish
o  Jorge Sampaio, President Portugal               Jewish
o  Herb Gray, Canadian Deputy – PM             Jewish
o  Pierre Mendes, French PM                         Jewish
o  Michael Howard, British Home Sec.            Jewish
o  Bruno Kriesky, Austrian Chancellor             Jewish
o  Robert Rubin , US Sec of Treasury               Jewish

Global Media Influential:
o  Wolf Blitzer,  CNN                              Jewish
o  Barbara Walters,   ABC News             Jewish
o   EugeneMeyer , Washington Post          Jewish
o  Henry Grunwald, Time Magazine          Jewish
o  Katherine Graham , Washington Post     Jewish
o  Joseph Lelyeld, New York Times         Jewish
o  Max Frankel, New York Times            Jewish

Global Philanthropists:
o  George Soros           Jewish
o  Walter Annenberg     Jewish

Why are they powerful? Why are Muslims powerless?
Here’s another reason. We have lost the capacity to produce knowledge.

o  In the entire Muslim World (57 Muslim Countries) there are only 500 universities.
o  In USA alone, 5,758 universities
o  In India alone, 8,407 universities
o  Not one university in the entire Islamic World features in the Top 500 Ranking Universities of the World
o  Literacy in the Christian World  90%
o  Literacy in the Muslim World     40%
o  15 Christian majority-countries, literacy rate 100%
o  Muslim majority – countries ,       None
o  98% in Christian countries completed primary
o  Only 50% in Muslim countries completed primary.
o  40% in Christian countries attended university
o  In Muslim countries a dismal 2% attended.
o  Muslim majority countries have 230 scientists per one million Muslims
o  The USA has 5000 per million
o  The Christian world 1000 technicians per million.
o  Entire Arab World only 50 technicians per million.
o  Muslim World spends on research/developmen t 0.2% of GDP
o  Christian World spends 5 % of GDP

Conclusion:
o  The Muslim World lacks the capacity to produce knowledge

Another way of testing the degree of knowledge is the degree of diffusing knowledge.

o   Pakistan 23 daily newspapers per 1000 citizens
o   Singapore 460 per 1000 citizens
o  In UK book titles per million is 2000
o  In Egypt book titles per million is only 17

Conclusion:
o  Muslim World is failing to diffuse knowledge

Applying Knowledge is another such test.
o  Exports of high tech products from   Pakistan is 0.9% of its exports
o  In Saudi Arabia is 0.2%
o   Kuwait , Morocco and Algeria 0.3%
o   Singapore alone is 68%

Conclusion:
o  Muslim World is failing to apply knowledge

What do you conclude? No need to tell.The figures are speaking themselves very loudly.We are unable to listen.

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın